
Edebiyat Rotası Kitap Kulübü olarak her ay buluşmalarımızda farklı hikâyelerin peşine düşüyoruz. Kimi zaman Semerkant’ın doğu kokan sokaklarında Ömer Hayyam’ın izini sürdük, kimi zaman Beyoğlu’nun dar sokaklarında Angeliki ile Mehmet’in adımlarını takip ettik. Prag’da bizi şaşırtan deneylerde Dan Brown’ın hayal gücü ve bilime saygı duyduk. Hatta komser Nevzatcığımızın sırrını da çözdüğümüz Yırtıcı Kuşlar Zamanı kitabını okuduk. Bu ay ise rotamız fiziki bir şehirden ziyade, insan zihninin ve olasılıklar evreninin en gizemli durağına kırıldı: Matt Haig’in “Gece Yarısı Kütüphanesi”.
Gece Yarısı Kütüphanesi, son yılalrın en popüler kitaplarından biri. Çok satanalr listesinde, dünyada birçok ile çevilmiş bir eser. Neden bu kadar sevildi-satıldı okuyunca anlıyor insan. Okuması çok basit bir kitap, hani iki günde okuyup bitirilen türden.
Konu yaşamla ölüm arasında, zamanın gece yarısı 00:00:00’da durduğu büyüleyici bir arafta geçiyor. Başkarakterimiz Nora Seed; pişmanlıkların, kaçırılmış fırsatların, hayatın ağırlığı altında ezilen bir kadın. Hayatına son vermeye karar verdiği o an, kendisini sonsuz yeşil raflarla dolu bir kütüphanede buluyor. Ve “acaba bunu değil de şunu seçseydim, hayatım nasıl olurdu?” sorularıyla cevapları arasında bizi gezdiriyor.
Kütüphaneci Bayan Elm’in rehberliğinde Nora’ya bir şans veriliyor; Pişmanlıklar Kitabı’nı açmak ve vazgeçtiği her bir karar için “farklı bir hayatı” deneyimlemek. Rock yıldızı olduğu, olimpiyat yüzücüsü seçildiği, kutup araştırmacısı olduğu ya da sakin bir kasabada yaşadığı alternatif evrenler…
Buluşmamızda ilk olarak şu sorunun peşine düştük: Bu kitap basit bir paralel evren kurgusu mu, yoksa insanın yalnızlığına tutulmuş bir ayna mı?
Bence kitap, felsefi derinliğini yormadan sunan son derece naif anlatı. Hepimizin zihninde biriken “Keşke o okula gitseydim”, “Keşke o ilişkiyi bitirmeseydim” ya da “Keşke hayallerimin peşinden gitseydim” cümlelerini Nora’nın yaşadığı farklı hayatlar üzerinden teker teker sınıyor.
Peki, mükemmel görünen hayatlar gerçekten kusursuz mu? Nora’nın deneyimlediği her bir yaşam, dışarıdan ne kadar şahane görünürse de, kendi içinde farklı acılar ve eksiklikler barındırıyordu.
7 Ekim 2026 18.00 olan buluşmamıza iki Yasemin, Hülya, Gülay, Türkan, Nilay ve ben Şükran katıldık. Eyüp’teki bir kafede saatlerin nasıl geçtiğini anlamadığımız güzel bir akşam oldu. Kulüp arkadaşlarımızla bir araya geldiğimizde çaylarımızın, kahvelerimizin eşlik ettiği derin bir sohbet tutturduk. Masamızda öne çıkan birkaç görüşü buraya aktarmak isterim; gerçi aşağı yukarı hepimiz aynı kısımlardan etkilenmişiz. Demek ki kitabın çarpıcı cümlelerini yakalamışız ya da cümleler bizi yakalamış.
Hayatlarımızdaki “Pişmanlıklar Kitabı” kişiden kişiye ağırlıkça değişiyor. Bunun, bize öğretilegelen kader mi olduğu, yoksa seçimlerimizin mi kaderi belirlediği konusuna epeyce takıldık. Hepimiz altını çizdiğimiz cümleleri okuyarak buluşmamıza başladık. “Herkesin seçim şansı vardır” cümlesi (s. 10) üzerine konuşurken bunun birbirine hem bağlı hem tezat olduğunu düşündük. Çoğumuz kendi “keşke”lerimizi masaya yatırdık ve aslında pişmanlıklarımızın bizi biz yapanlar olduğunu konuştuk.
Kütüphane Metaforu ve Bayan Elm kitapta çok iyi oturmuş doğrusu. Nora’nın çocukluğundaki kütüphane güvenli bir sığınaktı. Zihninin ona ara bölge olarak bir kütüphane sunması, edebiyatın ve kitapların iyileştirici gücüne yapılan harika bir saygı duruşuydu
Başarı, ün ya da zenginlik mutluluğu garanti ediyor mu? Nora’nın buzullardaki tehlikeli anlarında ya da sahnede binlerce kişiye şarkı söylerken hissettikleri, “Anlamlı bir yaşam nedir?” sorusunu hepimize tekrar sordurdu.
Kitaptan sevdiğimiz kısımları buraya (bendeki 16. baskı sayfa numaralarıyla) eklemek istiyorum. Bu yazıyı okuyanlar ve kitaba dair ileride tekrar anımsamak istersem dönüp bakmak için iyi gelecektir.
“Tek bir şeyi farklı yapmak çoğu zaman her şeyi farklı yapmak demektir.” (s. 32)
Buradaki Sokrates’in o meşhur sözünün yer alması cuk oturmuştu: “Gerçek bilgelik hiçbir şey bilmediğini bilmekte yatar.” (s. 42)
“İnsanlar şehir gibiydi. Bazı kötü yönleri var diye bütün şehirden nefret etmezdiniz. Sevmediğiniz yanları, birkaç tane tehlikeli ara sokağı ve mahallesi olabilirdi ama bir şehri yaşanır kılan şey iyi yönleriydi.” (s. 47)
Yazar burada bir bilim insanının görüşüne yer vermiş; Thomas Hobbes’a. Ona göre hafıza ile hayal gücü hemen hemen aynı şeydi (s. 53). Bu noktada grubumuzda; “Şu an neredeyiz?”, “Evrende başka yerlerde başkaları var mı?”, “Yaşam ile ölüm arasındaki geçişler nasıl olur?” üzerine konuştuk. Tabii ki bir sonuca ulaşmamız mümkün değildi. :)
“İstemek ilginç bir sözcüktür. Yoksunluğu anlatır.” (s. 61)
Buradaki etileyici cümleleri bize Türkan hatırlattı: “Bazen öğrenmenin tek yolu yaşamaktır.” (s. 66) Ve ardından diğer etkileyici cümlenin altını çizdiğini söyledi: “Küçük şeylerin önemini asla göz ardı etmemeliyiz.” (s. 84)
Nora’nın bir TED konuşmacısı olduğu bölümlerde aktardığı ağaç metaforu kısmı müthişti (s. 109 – 110).
Bu kısma geldiğimizde Hülya, sosyal medyada iletişim kurdukça yalnızlaştığımız inancı üzerine düşüncelerini aktardı (s. 125). Sahte hayatlar, ‘mış gibi’ yaşanan yaşamlar anlaşılan hepimizin canını sıkan bir durumdu. Bu kısımda yazar; “Bu yüzden artık herkes birbirinden nefret ediyor. Çünkü arkadaşları olmayan arkadaşların aşırı yüklenmesine maruz kalıyorlar” diyerek Oxford Üniversitesi’nden Robin Dunbar adlı araştırmacının insanların en fazla 150 kişiyi tanıyabilecek şekilde geliştiğini keşfettiğini anlatmış.
Kitaptaki en sevdiğim cümle ise şuydu: “Bir yerde uzun zaman kaldığınızda, dünyanın ne kadar büyük ve uçsuz bucaksız olduğunu unutuyordunuz. O enlem ve boylamların uzunluğunu algılayamıyordunuz. Kendi içimizdeki uçsuz bucaksızlığı da algılayamadığımız gibi.” (s. 132)
Başarı ve başarısızlık DNA’larımıza işler mi diye düşündüren kısım vardı. (s.132)
Nora’nın kusursuz bir yaşam ararken her hayatın iyi ve kötü yanları olduğunu kabul edeceği safhaya gelişini gördük. “Boş yere hayatımızın farklı olmasını diliyor, kendimizi başkalarıyla ve kendimizin farklı versiyonlarıyla karşılaştırıp duruyoruz ama gerçekte çoğu hayat bir yere kadar iyi ve bir yere kadar kötü.” (s. 177)
Nora pes etmeye yaklaştığında ise ona piyonlar hakkında söylenenleri görüyoruz: “Sen bir piyon olsan da en sihirli taş olduğunu unutma. Senin tek yapman gereken, ilerlemeye devam etmenin bir yolunu bulmaktır. Her seferinde bir kare… Bu şekilde karşıya geçip bütün güçlere sahip olabilirsin.” (s. 186) Aslında hepimiz bir piyon olduğumuza göre işte bu cümleler hepimizi tetiklemeli diye düşünüyorum.
Kitap, kütüphanede satranç oynayan Bayan Elm ve Nora ile başlayıp bitimine yakın yine satranç ile hayat arasındaki benzetmelerle devam ediyor. Bir paragrafta bunu muhteşem anlatmış: “Bütün umutların, başarıların, pişmanlıkların, hayallerin temelinde yatan olasılıklardır” diyor (s. 192). Tüm paragrafı yazmak istemedim, biraz da sizde merak uyandırsın! 😊
Ustalardan alıntılar yapması da kitapta tam dozunda ve yerindeydi. Tıpkı Camus’nün şu sözüne yer vermesi gibi: “Nelerin ilgimi çektiğini tam olarak bilemeyebilirim ama nelerin çekmediğine kesinlikle eminim.”
Yine bir filozoftan alıntı var, bu kez Arthur Schopenhauer’den: “Ahlakın temelinde merhamet yatar” demiş büyük usta (s. 195).
Yasemin bize “Kötü bir deneyim yaşandı diye bütün deneyimlerin kötü olması gerekmiyordu” cümlesini (s. 212) hatırlatınca kendi kötü sandığımız deneyimleri ve sonuçlarını konuştuk. Ardından kök yaşam, Uzak Doğu felsefesi ve reenkarnasyon konularına kadar indik (s. 214 – 215).
Hepimizin altını çizdiği bir cümle vardı: “Hayatta ne kadar dürüst olursan ol, insanların ancak kendi gerçekliklerine en yakın şeyleri görebildiğini Nora artık biliyordu.” (s. 237)
Bu cümle sonrasında konu nasıl oldu anlamadım, kelimelerin çekim gücüne geldi. Gülay, Mevlana’nın bir sözünü hatırlattı: “Dünyada olabilecek her bir olay için misal aleminde sayısız ihtimal uyur. Siz ağzınızdan çıkardığınız sözlerle o ihtimalleri uyandırırsınız. Güzel kelimeler söyleyin ki güzel ihtimaller uyansın.” Thoreau’nun dediği gibi: “Neye baktığın değil, ne gördüğün önemlidir.”
Nora’nın, dolayısıyla yazar Matt Haig’in felsefeci Thoreau’dan çok etkilendiğini düşünüyorum. Çünkü kitapta onun birçok alıntısına yer verilmiş:
Nora, pişmanlıklarla dolu hayatında Thoreau’nun meşhur “Çoğu insan sessiz bir çaresizlik içinde yaşar” sözündeki o çaresizliğin içindeydi. Kütüphanedeki paralel hayat yolculukları sayesinde bu felsefeyi yeniden sorguladı.
Sonunda kök yaşamını düşündüğünde, esas sorunun —onu kırılgan yapan şeyin— aslında sevgi eksikliği olduğunu gördü. Sartre’ın bir zamanlar yazdığı gibi: “Hayat, umutsuzluğun öte yanında başlar. “(s.269)
Kitabın son kısımlarına doğru Nora kendisini ve hayatını sevmeye başlıyor. O bölümde geçen şu paragraf çok tatlıydı: “Volkanların çelişkisi hem yıkımın hem de yaşamın sembolü olmalarıydı. Yavaşlayarak soğuyan, katılaşan lavlar zamanla toprağı verimli, bereketli bir toprağa dönüştürüyordu.” (s.280)
Gece Yarısı Kütüphanesi, okuyup kenara koyacağınız bir kitaptan ziyade, bitirdikten sonra durup kendi hayatınıza şefkatle bakmanızı sağlayan bir eser. Nora’nın da fark ettiği gibi: “Yaşamak için anlamak zorunda değilsin. Sadece yaşaman gerek.”
Arkadaşımız Nilay kitabın biraz kişisel gelişim kitaplarına benzediği konusu üzerinde durdu. Azıcık felsefe azıcık kişisel gelişim üstüne bolca aforizma! Hak vermiyor değilim. Meğer yazar kendi yaşamında bir dönem kötü durumdayken hayatına son vermeyi düşünmüş. Matt Haig, edebiyatı ve yazmayı kendisi için bir “hayatta kalma mekanizması” olarak kullanmış. Bunu yapması çok satanlar listesine girmesini sağlamış. Alıntılar, çarpıcı sözler, bilim ve felsefe dünyasından isimlerle de süslemiş. Kabul edelim tam kitap kulüplerinde okunacak kitap. İnternette okuduğuma göre okuyucuların çoğu kadınlarmış. Biz biraz daha romantiğiz, çok normal bu sonuç:) Diğer yandan hakikaten insanı geçmişine, pişmanlıklarına, keşkelerine götürüp yine şu anki yaşamının güzelliğine bırakıveriyor.
Peki siz kendi Gece Yarısı Kütüphanenize girseydiniz, ilk hangi kitabı raftan çekip çıkarmak isterdiniz? Hangi “keşke”nizin peşine düşerdiniz?
Görüşlerinizi yorumlarda benimle paylaşmayı unutmayın! Kulübümüzün bir sonraki durağında ve yeni edebiyat rotalarında görüşmek üzere… 🌿✨
Yazımı beğendiyseniz diğer Edebiyat Rotası ve gezi yazılarıma da göz atabilirsiniz.
Bir diğer ay Türk edebiyatından bir yazarın eserinde buluşacağız, sizi de bekleriz.
Sosyal Medyadan Takip Etmek İçin:
Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.