

Özbekistan’a gitmek ne kadar zamandır hayalimdi hatırlamıyorum. Semerkant… Sadece ismini söylemek bile insanın burnuna baharat kokuları, gözünün önüne ise turkuaz kubbeler getirmiyor mu? Benim için bu yolculuk, yıllar önce Amin Maalouf’un sayfaları arasında başlamıştı. Gerçi kitap daha çok İran’da geçse de ismi bile insanı çekiyor. Eminim birçok kişi benim gibi Semerkant, Buhara gibi kulağa çok tanıdık gelen yerleri görmek istiyordur. Bu yüzden işinize yarabilecek bilgileri, yer yer de anılarımı aktardığım bir yazı serisi hazırladım. Serinin ilkine hoş geldiniz!
İlk yazı ülkeyi temel bilgilerle tanımayı içerecek. Nasıl gidilir, ne zaman gidilir, ne yenilir, ne alınır, ulaşım nasıldır gibi. Sonra da detaylarıyla şehirleri anlatacağım. Mübarek; her şehri gezmek, bir tarih dersinin içinde yürümek gibi. Bin yıllar geriye gitmek için sadece sessizce etrafa bakmak, rüzgarın turkuaz çiniler arasında çıkardığı o hafif ıslığı duymak kafi. Her şey yüzyıllar öncesinin hikayesini anlatıyor gibi. Bir anda Timur’un zamanına dönmeniz işten bile değil. Köşeyi dönseniz İbn-i Sina çıkacak sanırsınız. Diğer köşede Ali Şir Nevai bir şeyler anlatıyor gibi hissedeceksiniz.
Planladığımız her yere gittik ama gidip geldikten sonra gideceklere önerim farklı olurdu.
📍 ÖZBEKİSTAN İDEAL ROTA SÜRELERİ
Gezinizi planlarken şehirler arası mesafeleri göz önüne alarak şu süreleri ayırmanızı öneririm:
Oradan ne yapıp edip Karakalpakistan denilen özerk bölgeye geçerdim. (Karakalpakistan: +2 Gün) Aral Gölüne gidip insanlığın doğaya ettiğini gözlerimle görmek isterdim. Bir de Fergana Vadisi denilen bölgeyi görmek isterim. Çimkent’e havalimanını tercih edecekler için ise meraklısı varsa Ahmet Yesevi’nin mekanı ziyaret edilebilir, aklınızda olsun.
Dönüş yoluna geçmeden buraya ne kadar geç geldiğimiz ve tekrar gelmeliyiz şeklinde konuşmalara başlamıştık bile. Neden geç kalmışız derseniz ülke hızla gelişiyor o otantik havası kısmen değişecektir. Hem de ülkemizin parası eriyor dostlar, acı ama gerçek bu.
Tatsız para konusunu bir kenara bırakıp haydi gelin beraberce İpek Yoluna uzanalım.
Ülke 1991 yılında Rusya dağılınca bağımsızlığını ilan eden devletlerden biridir. Onları ilk tanıyan Türkiye.
Orta Asya’nın ortasında denize kıyısı olmayan Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan ve Türkmenistan ile komşu. Denize kıyısı yok ama çok önemli iki nehir geçiyor. Onu da duymayan bilmeyen yoktur. Coğrafya dersinden hatırlayacağınızSirderya (Seyhun), Amuderya (Ceyhun) arasındaki bölge yani Maverahünnehir buradadır.
Dünyanın dördüncü büyük gölü Aral gölü de Özbekistan’da ama maalesef hızla kuruyor.
Kızılkum çölünde ise dünyanın en geniş alanına yayılmış altın madeni var. Uranyum yatakları ve doğalgazı ülkenin kendi kendine yetmesini sağlıyor. Anlaşılacağı üzere ülke yakın tarihlerde uçuşa geçebilir.
Kışlar çok soğuk yaz ayları fazla sıcak olduğundan Nisan, Mayıs, Eylül ve Ekim tavsiye ediliyor. Biz Mayıs ayında gittik ve oldukça sıcaktı. Hatta Hive ve Taşkent’te 32 dereceleri yaşayınca yazın gidilmeyeceğine kanaat getirdik, aklınızda olsun.
THY başkent Taşkent’e uçuyor ama fiyatlar da uçuyor. O yüzden biz Kazakistan’ın Çimkent denilen şehrine Pegasus ile uçtuk. Varış saati gece yarısından sonraydı. Gecenin bir yarısı, Çimkent Havalimanı çıkışında sırtımızda çantalar… Etrafımızı saran altın dişli taksiciler ve ne yapacağımızı bilemez halimiz. Tam o an bir ‘mucize’ gibi Emre ve ailesiyle kesişti yolumuz. Seyahatin en güzel yanı bu değil mi zaten? Hiç tanımadığınız biri bir anda yol arkadaşınız oluveriyor. Berabere bir araç kiralamaya karar verdik. Kazakistan’dan Özbekistan’a yürüyerek geçeceğimiz sınır kapısına vardık. Özbekistan’a geçince hemen bir miktar Özbek Somu alıp belediye otobüsüyle merkeze geldik.
Siz de bu yolu seçerseniz yolculuğunuzun daha ekonomik olacağı kesin. Diyelim ki o an orada otobüs yok birilerine sorun nerde beklemeniz gerektiğini, ne zaman geleceğini size söylerler. İlla taksiyle gitmek isterseniz o daha kolay çünkü onlar sizi bulacaktır. Ücretlerde pazarlık yapın ve başkalarıyla ortak taksiye binmekte çekinmeyin. (Detaylı olarak aşağıda anlatacağım)
💡 GEZGİN TÜYOSU: Sınır Geçişinde Panik Yapmayın!
Kazakistan-Özbekistan sınırını karadan geçecekseniz ortamın biraz kaotik olmasına hazırlıklı olun. Altın dişli dövizciler etrafınızı sarabilir.
Biz oradayken yani 2023 Mayısında 100 usd 1.111.000 som 100 TL 58.000 som idi. Ben bu yazıyı yazarken ise 100 usd 1.204.000 som, 100 Tl 44000 som kısaca TL eriyor arkadaşlar. Gittiğiniz her ülke yanınıza kar kalıyor, maalesef.
Parayı resmi döviz bürolarında ya da bankada bozdurun diye salık veren blog yazıları okumuştuk. Bunun tam tersini yaptık. Ayaküstü hatta tabure üstünde ayağında terlik, ağzında sigara olan adama bozdurduk. Siz yine de şehir merkezlerinde çokça rastlayacağınız chance officeleri tercih edin. Biz ilerleyen günlerde bankada bozdurmayı seçtik. Kur her yerde aynıydı. Yanınıza USD ya da EURO götürmeniz fark etmiyor. Türk Lirasını değiştirdiklerini sanmıyorum yeltenmeye gerek yok. Paramız kıymetli değil ve kimsenin bizi kıskandığı yok!
Ülke insanına o kadar güvendik ki yeri geldi arabasına bindiğimiz şoför arkadaşa paramızı verdik o yanımıza çağırdığı biriyle takas yaptı.
Ülke iyi güzel de şu şehirlerarası ulaşım işi biraz çetrefilliymiş. Aslında başkent Taşkent’te dev bir otogar var ve her yere giden otobüsler de var. Fiyatlar makul amma velakin biz ne otobüse ne de trene bilet bulabildik. Bizim gittiğimiz mevsim itibarıyla böyle olabilir hiçbir fikrim yok o yüzden siz yine de trenleri kovalayın bence.
📍 Yol Notları: Şehirler Arası Mesafeler
Özbekistan’da mesafeler kağıt üzerinde kısa görünse de yol şartlarını hesaba katmak lazım:
- Taşkent – Semerkant (310 km): Hızlı trenle su gibi geçiyor ama taksiyle yaklaşık 4-5 saat.
- Semerkant – Buhara (270 km): Yol nispeten rahat, yaklaşık 3,5 – 4 saat.
- Buhara – Hive (450 km): İşte burası biraz zorlu! Yolun yarısı Kızılkum Çölü’nde geçiyor; paylaşımlı taksiyle 7-8 saati gözden çıkarmalısınız.
- Hive – Taşkent (980 km): Bu yolu taksiyle dönmek cesaret işi, imkanınız varsa gece trenini veya uçağı tercih edin.
Taşkent’ten hızlı tren Semerkant’ a 2 saat, yavaş trenle 3.5 saat sürüyormuş. Semerkant’ tan Buhara’ya 1.5 saatte ya da yavaş tren ile giderim derseniz 2.5 saatte de gidebilirmiş. Taşkent Hive arası tren ise 14 -16 saat arası sürüyormuş.
Fiyatları yazmaktan ise her zaman imtina ederim. Bir ay önce satışa çıkan biletlerini şurada takip edebilirsiniz.
Peki otobüs yok, tren yok ne yaptınız derseniz herkes gibi ortak yani paylaşımlı taksi tuttuk.
Dakika bir gol bir otogardan çıkıp eyvahlar olsun otobüs yok ne yaparız derken Türk müsünüz diye yanımıza gelen bir delikanlı imdadımıza yetişti. Şu kadar para uygundur daha fazla isterlerse vermeyin dedi. Sonra baktı etrafımız taksicilerle sarılmış, bekleyin ben size araba bulayım, dedi. Hepsiyle tek tek pazarlık yaptığı gibi bizi bir kadın ve iki küçük oğluyla paylaşacağımız bir araca yerleştirdi. Mükemmel Türkçesi meğer Türkiye’de üniversite okuduğu içinmiş. Muhtemelen okumayacak ama ben ona buradan teşekkür ediyorum. Koca bir ülkeyi sevmemizi en önemlisi güvenmemiz gerektiği ilk dakikada sağladığı için.
İlerleyen günlerde anladık ki ülkede bu paylaşımlı taksi çok yaygın. Tüm şehirler arası ulaşımımızı böyle yaptık. Hiç tanımadığımız insanlarla saatlerce yol yaptık. Kızılkum Çölü’nün kavurucu sıcağını açık camdan içeri dolan rüzgarla hissetmek, bir yandan radyoda çalan o yanık Özbek ezgilerine eşlik etmek… Bazen bir kamyonun arkasında sarsıldık, bazen de bir taksicinin ikram ettiği sert çekirdekli meyveleri tattık.
Şehir içinde ise elinizi kaldırıyorsunuz ve özel araçlar duruyor. Adam karısını almış gezmeye gidiyor mesela ama yoldan sizi alıp ilerde bir yere kadar götürüyor. Bildiğiniz otostop ama paralı otostop.
Taa Sovyetlerden kalma ve halhazırda uzatıyorlar. Tarihi istasyonlarına bayıldık resmen. Bir gün sürekli her durakta indik inceledik yine bindik. İstasyonlara indiğiniz an o nemli taş, eski demir ve hafif yağ karışımı karakteristik metro kokusu sizi karşılıyor. Görkemli avizelerin altından geçerken, Sovyet estetiğinin o devasa ve soğuk dokusuna elinizle dokunmak istiyorsunuz.(ağır Moskova özlemi çekiyorum öyle böyle değil)
Metrolara girdiğinizde hangi yöne gideceğiniz konusunda illa ki bir kafanız karışabilir. İşte imdadınıza yeşil üniformalı kişiler koşuyor. Bu görevliler güvenlik gibi bir şey ama turist rehberi gibi de bilgilendirme yapıyorlar. Her şeyi onlara sorduk.
Taşkent’te biz metro dışında sürekli belediye otobüsüyle gezdik. Şoföre gideceğimiz yeri sorup bilgi alıyorduk. İlla Türkçe bilen birileri de çıkıp yardım ediyordu. Böylece her “taksiyle 2 dakika” diyenlere inat 5’ te bir fiyatına tüm şehri gezdik. Taksiye binin diyenler de Taşkentliler bu arada. Ama iyi bir gezgin bilir ki taksi ucuz olsa da ondan daha ucuz olan devletin taşıma araçlarıdır!
Şehirlerin tamamında bizdeki minibüslerden küçük damas dedikleri bir araç var. Onlar belediye otobüslerinden, taksilerden daha ucuz. Buhara’ da ve Hive’de çok kullandık bunları. Ucuz olmalarının yanısıra hızlılar ve çok sayıda var.
Araba kiralamak da mümkün ama iyi ki yeltenmedik çünkü otoyollarda çok yoğun tır trafiği var. Özbekler çok hızlı araç kullanıyor ve metan gazı, propan mı ne garip bir gazla çalışıyor bütün arabalar. Yani bizi zorlanırdık. Hem bir sürü Özbekle tanışma fırsatını da kaçırırdık ülkelerindeki adetlerden yaşamdan bihaber olabilirdik.
On beş gün içinde birkaç Özbekle konuşup tanışma şansım oldu. Onlardan duyduklarımı ve gözlemlediklerimi derleyip size aktaracağım.
Erkek ve kadınların el sıkışması uygun görülmez. Ellerini kalplerinin üstüne koyup kadınları selamlıyorlar. Adetlerine çok bağlı olan bir millet Özbekler. Mutfağından giyim kuşama, misafire hürmet, büyüklere saygı konusu hassas noktaları. Orta Asya’nın ilk metrosu olan Taşkent metrosunda bizzat şahit olduk. Erkekler kadın genç bile olsa kalkıp yer veriyordu.
Özbekçede biri için öldü denmezmiş, emaneti teslim etti denirmiş. Ne hoş değil mi?
Bizzat tecrübe ettiğim kibarlıklarından biri diğeri ise; yol sorduğunuzda işi gücü bırakıp sizinle yürümeleri. Detaylıca orayı bulduğunuza emin olmak isterler. Otobüs, metro gibi kalabalık bir ortamda sorarsanız hepsi birden canla başla seferber olurlar. Mesela konakladığımız her yer aynı zamanda bir evdi. Bize müşteri değil misafirleri gibi davrandılar.
Özbekistan’ın her şehrinde lüks otelden hostele kadar çok geniş bir yelpaze var. Gitmeden önce booking, hostelword gibi sitelerden rezervasyon yapabilirsiniz.
Ben her şehirde birkaç yerin adını, adresini haritama not almıştım. Oraya gidince de sırtta çanta o sıcak havada dolaşarak alternatifleri değerlendirdik. Önceliğimiz elbet temiz, ucuz, merkezi yerlere yakın olmasıydı. Semerkant ilk şehrimizdi ve işaretlediğim ilk evi çok sevdik diğerlerine bakmadık bile. Bu arada bu sistem yani evlerinin odalarını kiralamak Özbekistan’da çok yaygın. Tüm gezimiz boyunca evlerde kaldık. Şansımıza kaldığımız her ev ve ev sahibi çok tatlı çıktı. Müşteri değil misafir muamelesi gördük. İlk gün ödediğimiz fiyatı baz alıp diğer şehirlerde buna göre pazarlık yapıp seyahatimizi devam ettirdik. Semerkant’ta şu kadara kaldık deyip pazarlık yapar olduk. Hep kabul edildi istediğimiz fiyat. Hepsinde kahvaltı dahildi ve muhteşem kahvaltılar yedik. Ne de olsa Türk kanı var onlarda da, canım Özbekler. Hatta fiyat sormak için kapıdan başınızı uzatsanız çay, meyve, kuruyemiş, kek ne varsa önümüze çıkarıyorlardı. O derece bir izzet-i ikram söz konusu.
Ha olay yemeğe doğru geldiyse anlatacak çok şey var ama ben genelde yemek fotoğrafı çekmem, paylaşmam da o yüzden kısaca bahsedeceğim. Bu ülkeye özel birkaç yemek fotoğrafı da yüklerim.
Dillere destan Özbek pilavını yememiş olabilirsiniz ama adını duymuşsunuzdur. İçeriğinde kayısılar, havuçlar olan koyun eti katılmış bir pilav diye özetleyebilirim.
🧐 Peki bunları BİLİYOR MUYDUNUZ?
Özbekistan’ın meşhur pilavı sadece bir yemek değil, bir kültürel mirastır.
Yol boyunca ‘issak naan’ yani sıcak ekmek tabelalarını göreceksiniz. Tandırın isli kokusuyla karışan o taze ekmek kokusu daha dükkana varmadan sizi ele geçiriyor. Elinizi yakan o sıcak ekmeği böldüğünüzde çıkan buhar, Özbekistan’ın gerçek kokusudur bence. Ekmek Özbeklerin ince çizgisi. Hatta bütün kadınlar yapmayı bilirmiş. Şekli ise bölgeye göre değişiyor biz hepsini sevdik. Hatta kuru kuru bile yedik.
Of bi de samsaları var. Özbek baharatlarıyla yapılan muska böreği gibi bir şey müthişti. Özbek mantısı efsane genelde etle yapılıyor ama sebzeli yapılanı da var.
Gomma diye bir hamur işi var o da çok lezzetliydi.
Shashlik diye yazılan şaşlık diye söylenen ızgarada pişen et çok başarılıydı.
Lagman ise erişte, patates, et ve havuçtan yapılan bir çorba ama nefis bir tat, denemelisiniz.
Shurpa diye yazılan bildiğiniz şurpa yani çorbaları da kuzu ve sebzeli olmak üzere birkaç çeşitti. Hepsi güzeldi anlayacağınız. At eti de ülkede yeniyor ama ben yemedim. Özellikle aramadım yoksa karşıma çıksa yerdim. Fırsat çıkmadı zaten çok da sık yenmiyormuş. Fakat çarşı pazarda satılıyor.
Ülkede meyve yetiştiriciliği zirvede. Kendilerine göre dünyanın en güzel kavununu yetiştiriyorlarmış. Biz oradayken her yer dut ağacı olduğundan bizim açımızdan harikaydı. Dalından yedik durduk. Özbeklere göre ülkeyi ziyaret etmek için en güzel zaman meyvelerin çok olduğu eylül ilk haftasıymış. Ülke ihracatının en önemli kalemlerinden biri meyve diğeri de ipekli ürünler. İlla bir şey alayım derseniz ipekliler tam size göre.
İlla satın alın diye esnaf ısrarcı da değil o bakımdan çok güzeldi. Ne alayım derseniz ipekli ürünler, paketlenmiş kuruyemişler, lokum ve kurabiye, baharatlar gibi şeyler en çok gözüme çarpanlardı. Elbet bakır, seramik ürünler, dokumacılık, muhteşem halılar yaygın ama taşımasını göze alır mısınız bilemem. Bir de bizim ülkemizde de çok olduğundan ben yeltenmedim bile. Doppi denilen geleneksel Özbek şapkaları, el yapımı ayakkabı ve terlikler yabancı turistlerce pek rağbet görüyordu. Siz ne aldınız diye sorarsanız da annem babam ve eşim tatsın diye ekmek getirdik ve bahçemize ekmek için tohum aldım.
Semerkant’ın Siyob bazaar, carpet Bazar, Taşkent’te ki Chorsu Bazaar ve 16. Yüzyıl başlarından beri kurulan Buhara’ nın ünlü ticaret kuleleri mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerlerin başında. Genelde her ülke de böyle kalabalık pazar yerleri için aman cebinize dikkat edin denir ya Özbekistan’da bana çok güvenli geldi. Dikkat etmek gerekir elbet o ayrı.
Ülkeye girişte bizden vize istenmiyor ama kalacağınız yerlerden bir form doldurulmasını ve size bir evrak verilmesini istemeniz gerekiyor. Biz ilk uyuduğumuz evden istedik verdiler sonrakilerde bazen biz unuttuk bazen biz vermiyoruz dediler, dert etmedik. Son gün Taşkent’te bir otelde kaldık ve onlardan isteyince bizim size verdiğimiz fiyat ucuzdu. Eğer bu kayıt evrağını verirsek ilave para vermelisiniz gibi bir şey saçmaladılar. Aman almayalım ne olacak dedik. Hakikaten de soran eden olmadı. Sorsalar başımıza ne gelirdi bilmiyoruz siz alın bence.
Özbekistan’da tüm ibadethanelere girişte malumunuz örtünmek gerekiyor. Bu konuda hassaslar tıpkı bizdeki gibi. Fakat burada bir gariplik var neredeyse tüm tarihi camiler ve türbelere giriş paralı. Özbek olmadığımızı anlayınca böyle tabii ki. Can sıkıcıydı doğrusu ama kural kuraldır. Biz para istenen türbelere girmedik, doğrusu çok da bir şey kaybetmediğimizi düşünüyorum. Tarihte önemli yeri olan yerleri ise kesinlikle es geçmedik.
Tarihi İpek yolunun üzerindeki ülkede buradan yolu geçen medeniyetlerin bıraktığı eserler halen ayakta. Bu yüzden çok şanslıyız. Buhara’da, Semerkant’ta çini bezeli devasa yapılara bir zamanlar kimler kimler dokunmuş deyip heyecanlanıyorsunuz. Sanki yüklü deve kervanlarıyla karşılaşacakmışsınız gibi bir his oluşuveriyor.
O yüzden ülkenin tarihinden ziyade buradan yolu geçen, burada yetişen insanlardan bahsedeceğim. Zaten böylece ne kadar köklü bir geçmişleri olduğunu anlayacaksınız.
Liste uzun ama ben yine de onların adının yazımda olmasını istedim. Her birini saatlerce sayfalarca anlatsak mutlaka bir bilgiyi eksik bırakırız. Her şehri yazdığımda orada yaşayan büyük bir tarihi kişiliğe yer vermeyi uygun gördüm. Fakat şimdilik fikriniz olsun diye Özbekistan tarihine daha doğrusu tüm dünya tarihine damgasını vurmuş kişilikleri rastgele sıralayayım.
Timur, Biruni, İbn- i Sina, Ali Kuşçu, Ali şir Nevai, Uluğ bey, Nasreddin hoca, Bahattin Şah Nakşibendi, İmam Buhari, Harizmi, Fergani. Hepsinin ruhları şad olsun.
İşte böyle sevgili okuyucu Özbekistan’a giriş yapmış olduk. Sırasıyla gediğim şehirleri anlatacağım yazılar peşi sıra gelecek.
İlk şehrimiz bizim gezi sıramıza göre Semerkant olacak, şimdiden keyifli okumalar. Unutmadan Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın!
Amin Maaolouf ‘ un Semerkant romanı incelemesi burada
Hive Yazısı burada
Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.
12 Comments
Merhaba semerkanttan buhara ya gitmek tren ile ulaşim sağlamak istiyoruz ama yazdiğiniz site üzerinde malesef Türk kartlari almıyor stribe seçiyorum devam etmiyor nasıl yapacağim başka öneriniz var mi destek olursaniz çok sevinirm teşekkürler:)
evet sıkıntılı bu siteler, maalsef başka da yöntem bilmiyorum inannın
Böyle deneyimlerin anlatıldığı yazıların bulunduğu siteyi bulmak benim için bir şans. Teşekkürler
çok teşekkür ederim
Önümüzdeki ay gideceğim ve gezginlerin yazılarını okumaktayım. Sizinkisi pek faydalı oldu, oluyor. Kaleminize sağlık
çok teşekkür ederim, güzel anılarla döneceğinize hiç şüphem yok
Kaleminize sağlık, çok faydalı bilgilerle dolu harika bir gezi notu olmuş. Nisan-Mayıs için Özbekistan planı yapıyorum. Yazınızdan bolca referans alacağım. Seyahatime Semerkant’tan başlayıp, Şehr-i Sebz, Buhara, Hive (Buradan Uçakla Taşkent) ve Taşkent’ten dönüş planlıyorum. Tavsiyeniz kaç gün olur, teşekkürler.
merhaba, öncelikle beğenmenize sevindim teşekkür ederim. Bana sorarsanız her şehre 2 gün ayırın derim. ASabah erken gezmeye başlayıp geç saatlere kadar yürüyerek pek ala her yeri gezmiş olursunuz. Şimdiden keyifli geziler diliyorum.
Özbekistan’a harika bir giriş olmuş, devam yazılarını heyecanla bekliyorum!
Nefis bir yazı , bir nefeste okudum emeğinize sağlık
Özbekistan demişken; bize de bigün gitmek nasip olur inşallah :) Emeğine sağlık
çok doyurucu bir gezi oldu umarım bir gün gidersiniz. Zaten sizin bi orta asya kalmış olabiir:)