

Fes’in kalbinde, dar sokaklarda kaybolurken burnumuza çarpan keskin bir koku… Bu koku bizi şehrin en eski ve en gizemli yerlerinden birine, “tabakhane” denilen deri imalathanelerine götürüyor.
Tabakhane demişken o meşhur sözümüz aklımıza geliyor: “Yavaş yavaş, tabakhaneye bk mu yetiştiriyorsun?”*
Bu cümlenin sıra dışı öyküsünü anlatacağım ama sabırlı olun. Neticede acelemiz yok, tabakhaneye yetiştirecek bir şeyimiz de yok, değil mi? Haydi o zaman yavaştan başlayalım. Hatta sizi önce çocukluğumdan bir anıya götüreyim…
Eskiden İstanbul oldukça kokulu bir şehirdi. Haliç kokardı; Haliç’in yanı sıra Kurbağalıdere ve Zeytinburnu sahili de keskin kokularıyla meşhurdu. Halama gitmek için sülalenin kadınları toplaşır, Sirkeci’den trene biner, Küçükçekmece Kanarya’ya giderdik. Tam Zeytinburnu sahilindeki Kazlıçeşme’ye yaklaşınca herkes birbirini uyarırdı: “Burnunuzu tıkayın!”
Treni her gün kullananlar alışmıştı, onlar koku bile almazlardı. Küçüktüm ve oranın neden öyle koktuğunu anlamazdım. Büyüklere özenip “Iyy, böh, ne pis!” falan derdim.
Ehh, yaş ilerleyince oralarda deri işleme atölyeleri olduğunu, kokunun oradan geldiğini öğrendim. Yıllar sonra da o deri işleme yerlerine tabakhane dendiğini… Fakat “Tabakhaneye bk mu yetiştiriyorsun?”* sözünün gerçek kaynağını taaa 46 yaşımda, Fas’ta bir tabakhaneye gidince öğrendim. Hepimiz alelacele yapılan işlerde, gereksiz telaşlı anlarda kullandığımıza göre hızlı olmakla alakalı bir şey olmalıydı, değil mi?
Peki, nedir bu işin aslı? Gelin o hikayeye geçmeden önce Fas deri atölyelerinde, şu meşhur kokuların geldiği yerde neler oluyor, adım adım anlatayım size.
Fes gibi labirent gibi karmaşık bir şehirde yol iz bulmak çok zor ama tabakhaneleri bulmak oldukça kolay. Sebebi sanılanın aksine kokuyu takip etmekte değil, turist gruplarını takip etmekte gizli! Yaklaştığınızı ise deri ürünleri satan dükkanlar çoğaldığında anlıyorsunuz. İlla ki biri çıkıp size “Almanız şart değil, yukarı çıkıp fotoğraf çekebilirsiniz” diyecektir. Bu kişilere güvenebilirsiniz; teraslardan deri işlemeyi izlemek için dükkanların içinden geçip dar merdivenlerden yukarı çıkmanız yeterli.
Bu dükkanlardan birini gözünüze kestirip girin. Girişte elinize taze bir nane dalı tutuşturup size “Buyrun, natürel parfüm” esprisini yapacaklar. Gülümseyerek alın ama çok da fazla gülümsemeyin! Yanlış anlamaya meyilli dükkan sahipleri hemen size bir şey satmak için etrafınızı sarabilir.
Tamam, terasa çıktınız… Aşağıya baktığınızda koku rahatsız edecek elbette ama siz görsele odaklanın. “Aman da aman, ne kadar güzel, rengarenk! Aaa ne yapıyor bu adamlar, şuradan mı fotoğraf çeksem, buradan mı daha güzel?” diye şaşkınlık dakikalarını bir yaşayın.
Yaşadınız, bitti mi? İşte şimdi yavaştan o insanların içinde bulunduğu zorlu işi değerlendirmeye başlayacaksınız. Bence kendi işinizin her türlü zorluğuna şükredeceksiniz…
Atölyelerde dört çeşit hayvanın derisi işleniyor: İnek, koyun, keçi ve deve. En kıymetlisi deve ve keçiymiş; belki daha dayanıklı olduğundan belki de işlenmesi daha zor olduğu için… Derilerin kullanılabilir hale gelme süreci ise şöyle ilerliyor:
Tabakhane bölgesinde görünce şok olduğum şey, insanların saatlerce bellerine kadar bu ağır karışımda durmasıydı. “Üç saat çalıştım, eve gideyim” diye bir şey de yok; tüm gün ezmeye devam…
İşlem bittikten sonra deriler kurumaya asılıyor. Kuruyan deriler eşeklere yüklenip deri işleme atölyelerine gönderiliyor; buralarda çanta, kemer, cüzdan ve ayakkabı gibi ürünlere dönüştürülüyor. Bu uzun ve yıpratıcı süreçte çalışanların çok da para kazandıklarını sanmıyorum. Yine cebi dolan, suya sabuna dokunmayan birileridir kesin. “Ne güzel, rengarenk bir sahne” dediğim balkonda, “Adaletin bu mu dünya?” dediğim ana hızla geçtiğim doğrudur. Ahh ahh…
Bu insana zararlı ve zorlu işlemlerdeki en sevdiğim kısım, derilerin renklendirilmesinde tamamen doğal kaynakların kullanılmasıydı:
Derilere yumuşaklık ve parlaklık vermesi için son aşamada zeytinyağı ekleniyor. İşlem bitince kuruması için yine şehrin her köşesine asılıyorlar.
Hafiften bütün ürünlerin üzerinde bu doğal işlemlerin kokusu kalıyor fakat bu koku ürünün sentetik değil, gerçek deri olduğunu gösteriyor. Kullandıkça güzelleşiyor, yumuşuyor ve yıllar içerisinde tam kıvamına geliyor. Demem o ki, elinizde gerçek deriden yapılmış bir ürün varsa ona bütün sevginizi verin!

Diğer yandan zannedilmesin ki Fas’ta üretilen tüm deri mamuller bu geleneksel yolla yapılıyor; elbette bu mümkün değil. Yoğun ihracata yetişmek için üretim fabrikalarda yapılıyor ama bizim gibi turistler için bu tarihi tabakhaneleri aktif tutuyorlar. Böyle bir hatıra almak istiyorsanız, en otantik adres Fes şehrindeki bu tabakhane civarındaki dükkanlar olsun.
Faslılar, kendilerine özgü el yapımı geleneksel terliklerine Babuş (Babouche) ismini veriyorlar.
Bu terlikleri yapmak için üç farklı deri türü kullanılıyor: Terliklerin üst kısmı dana derisinden, içi keçi derisinden, tabanı ise hayvanın baş kısmından elde edilen daha kalın ve dayanıklı deriden yapılıyor.
Sadece terlik değil; kemer, cüzdan, çanta ve benim gibi ayaklarınızı her uzattığınızda Fas’ı hatırlayacağınız şık bir deri puf da alabilirsiniz
Gelelim yazının başından beri beklediğiniz o meşhur soruya…
Dilimizde acele işi olana söylenilen, içinde nahoş bir kelime barındıran bu soru cümlesinin çıkış yeri, Osmanlı döneminde deri tüccarlarıyla meşhur olan Safranbolu‘dur.
Derinin işlenip kullanılır hale getirilmesi işlemine “tabaklamak” denir. Yukarıda Fas’ta anlattığım işlemler o dönemde Safranbolu’da da yapılırdı. Ham deri kıllardan, yağ ve et tabakalarından temizlendikten sonra taze köpek dışkısıyla işlenirdi. Hadi köpek b*ku diyeyim de rahatlayayım :) (Fas’ta inek idrarı ve güvercin dışkısı kullanılırken, Safranbolu’da köpek dışkısı tercih edilirdi.)
Eskiden, bu aşamaya gelindiğinde çoluk çocuk sokaklarda taze köpek dışkısı toplardı. Asıl önemli nokta dışkının taze ve sıcak olmasıydı. Çünkü köpek dışkısındaki aktif enzimler derideki proteinleri kırarak deriyi ipeksi bir yumuşaklığa kavuştururdu. Dışkı soğuduğunda bu enzimler aktivitesini kaybettiği için bayat dışkı hiçbir işe yaramazdı.
Bu nedenle toplayanlar, dumanı üstündeyken kaptıkları gibi koşa koşa tabakhaneye yetiştirmek zorundaydı. İşte “Tabakhaneye bk mu yetiştiriyorsun?”* deyimi, bir yere telaşla ve koştura koştura yetişmeye çalışanlar için tam olarak buradan günümüze kadar ulaşmıştır!
(Not: İstanbul Kazlıçeşme’deki deri fabrikaları da yıllarca bu yöntemi kullanmıştır.)
Bugün bu tür geleneksel dericilik yöntemi büyük oranda bitti; artık kimyasallarla aynı sonuç elde ediliyor. Çok pis bir yazı oldu farkındayım ama bu iş tam anlamıyla “iki ucu b*klu değnek” demek zorundayım. Kimyasalla işlem yapmak doğaya ve sağlığa kötü, bir hayvanın derisini üstümüzde taşımak ayrı bir can sıkıcı… Sektör çalışanlarının işi gerçekten çok zor.
Off, neden böyle çıkmazlara girdim durduk yere… Sizinle ne güzel gezip gördüğümü paylaşacaktım ama bir anda ilginç ve iğrenç detaylarla dolu bir yazıya dönüştü! :)
Siz yine de gezmeyi, keşfetmeyi ve detayların peşine düşmeyi unutmayın.
📌 Yeni yazılarımdan haberdar olmak, daha fazla fotoğraf ve seyahat videosu keşfetmek için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın!….
Diğer yazılarımdan bazılarının da linkini aşağıya bırakıyorum.
Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.
6 Comments
Yinr keyifle okunan bur yazı, teşekküler ?
Sayende Fes tabakhanelerine yeniden gitmiş oldum Şükrancım, eline sağlık. B.k yetiştirme hikayesini daha önce okumuştum ama senin dilinden okumak daha keyifli.
Köpek dışkısının kullanılması masum. Günümüzde özellikle Çin’de derisini kullanmak için milyonlarca köpek katlediliyor. Yazınıza bir ilave yapmış olayım, alınan deri ürünlerde hangi hayvanın kullanıldığının mutlaka sorgulanması şart. Çünkü kültürel farkların bazen nahoş getirileri de olabiliyor.
ilk kez duydum ve şok oldum. üzücü. Çok teşekkür ederim okuduğunuz için
O kadar köpek varmıymış Safranbolu’da :))
Güzel yazı…
Fes’i maalesef göremedim, inş bir kez daha Fas’a gidebilirim..
özellikle köpek çiftlikleri varmış. Sadece Safranbolu da değil meğer başka Anadolu şehirlerinde de bu şekilde tabaklanırmış. Yazdıktan sonra okudum mesela Erzurumda. Enteresanmış