

Tarihler 10.12.2013 ü gösteriyordu ve uçağımız Moskova’da ki beş havalimanıdan Vnukovo Havalimanına inmişti. Macera başlıyordu; hiç anlamadığımız evrakı, iki ayrı yere imza atarak teslim aldık. Ne yazdığını anlamadığımız bu evrak çok önemli; dönüşte isteyecekleri için pasaportun arasına yerleştirdik.
“Moskova merkezine gitmek için Aeroexspress’i kullanmalısınız” notunumuzu okuduk. Onüç yıl sonra Haziran 2026 yeniden gittiğimde artık alanın içine kadar metroyu uzattıklarını gördüm. Adamlar durmadan metro yapıyorlar.
İstasyonda inince hemen oracıkta metro biletini hallettik. ( tek geçişlik bilet 30 ruble, onbir geçişlik bilet 300 ruble- 2013 ) Güncelleme artık 3 günlük bilet almanın ( 800 ruble ) daha karlı olduğunu farkettik çünkü defalarca metroya, otobüse ve tramvaya binmeniz gereken bir şehir Moskova. Tek bilet fiyatı ise acayip artmış 90 ruble olmuş.
Neyse dönelim 2013 yılına… (merak etmeyin arda güncelleme bilgiler gelecek)
Aşağıya indik ama öyle böyle değil. Bitmek tükenmek bilmeyen uzunlukta yürüyen merdivenler var, bizim sırtımızda çanta. Sonunda meşhur Moskova Metrosuna adım attık. İlk gördüğümüz istasyona bayıldık belki en sıradanıydı ama sonra göreceklerimizden habersiz o ilk görüşte aşkı yaşadık.
Bizi gelmeden önce en çok korkutan Kiril alfabesiydi. Hatta havaalanının dışında hiç bir yerde Latin harflerini göremeyeceğimizi okumuştuk. Metroda hoparlörden gelen sese kulak kestik neyse ki bir durak sonrası hostelimizin durağı olan “Arbatskaya” idi.
Dersime çok iyi çalışmışım ki dışarı çıkar çıkmaz hangi yöne yürüyeceğimi biliyordum.
Arbat caddesi üzerindeki hostelimize geldik fakat beğenmedik. Orda bir gece kalıp başka hostele geçtik.
Yerleşir yerleşmez şehri gezmeye başladık. Evet haklısınız yol yorgunuyuz, hava çok soğuk ve akşam oldu ama hemen Kremlin’i görelim istedik. Haritayı ezberlemişim yolu biliyorum fakat haritaya bakınca şuracıkta görünse de caddeler o kadar geniş ki. Karşıya geçmek için belirli yerlerdeki alt geçitler kullanılmak zorundayız. Haydi buyrun burdan yakın a dostlar, yürü babam yürü…
İlk günümüz, derece -13 ve donduran bir rüzgara karşı bilmediğimiz bir yerde karanlıkta yürüyoruz. Kalabalık nereye biz oraya. İşte karşımızda kırmızı dev duvarlar, dibinde mavi ladin çamlar, her yer ışıl ışıl.
Binalar dile gelip ‘Hadi ne duruyorsun, fotoğrafımı çek!’ diyor. Peki, o havada bu mümkün mü? Kimse elini cebinden, özellikle eldiveninden çıkarmak istemiyor.
İşte bu bizim ilk Moskova’ya gidişimiz ve ilk şaşkınlık anlarımızın hikayesiydi. Sanırım siz bu yazıyı gitmek için heyecanlı, hafiften tedirgin olduğunuz o dönemde okuyorusunuzdur. Belki gittiniz, şu an Moskova’dasınız ve birtakım bilgilere ihtiyaç var. Tamam, öncelikle arkanıza yaslanın çayınızdan, kahvenizden bir yudum alın, şimdi hap bilgilerle Moskova’ yı tanımaya başlayabiliriz.
Her mevsimin çok yakışacağını düşündüğüm şehirlerden biri Moskova! Kışın gitmek evet zorlar; ama orası Rusya, orada kışı görmek bambaşka bir keyif. Hatta bence yazdan güzel bile olabilir. Ama seçim sizin mevsimi kafanıza takmayın derim.
Vize : Rusya’ya artık e-vize ile gidiliyor. 30 günlük verilen vizenin ücreti 52 usd ve kendiniz rahatça doldurabilirsiniz. Diğer vizeler gibi evrak istenmiyor ve neredeyse çıkması garanti diyebilirim. Şayet formu dolduramadım, yardımcı olur musunuz derseniz minik bir ücret karşılığında sizin için vizenizi alırım.
Ulaşım : Türkiye’den Thy, Pegasus gibi bizim havayollarımız ile gidebileceğiniz gibi Rus havayollarıyla da gidebilirsiniz.
Kaç gün yeter : Benim görüşüm beş gün lazım. Hadi bilemediniz dört gün ama dolu dolu dört gün kafidir. Ha derseniz ben hızlı gezerim öyle her müzeye girmem üç gün yeter ama zorlar, Moskova oldukça büyük.
Konaklama : Bu şehirde ve tüm Rusya’da insanlar dairelerin kiraya veriyor, hostel bolca var, orta kalite ve lüks oteller var. Yani seçenek sizin maddi durumunuza bağlı. Bölge olarak ise Treverskaya ve Arbat caddesi yakınını öneririm ki gezilecek yerlere yakın olasınız.
Bu paragrafta basitçe geçtiğim bu detayları geniş geniş anlattığım ve Rus web sitelerinin linklerini de verdiğim bir diğer yazım var. Burayı okuduktan sonra dönüp Rusya’ ya gitmeden önce bilmeniz gerekenler başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.
İster bizim gibi soğuk bir kış günü, isterseniz yaz aylarında Moskova’ya gidin ama aşaıda sıralayacağım noktaları görmeden dönmeyin. İşte size geniş bir Moskova gezilecek yerler listesi!
Moskova’ya vardığınızda ise ilk izlenimi yaratan şey büyüklüğüdür. Her şey BÜYÜK!
Ünlü bir antropolog ( nerde okuduğumu unuttum dolayısıyla adını da ) iyi bir gezginin işinin “garip olanı tanıdık kılmak ve tanıdık olanı garip kılmak” olduğunu söylemişti. Bunu dikkate alarak aklınızdaki Moskova her ne ise bambaşka şeylerle dolu olduğunu göstermeye çalışacağım.
Kızıl Meydan kapısından içeri girdiğiniz anı asla unutamayacaksınız. Binaların şekerleme olduğu bir peri masalına girmek gibi gerçek. Moskova hatta Rusya deyince aklınıza gelen o kilise işte bu meydandadır. Aziz Vasil Katedrali ve Kremlin arasında yer alan meydan uzun yıllar boyunca birçok hadiseye şahit olmuştur. Benim en net hatırladığım görüntü blok blok askerlerin ip gibi dizilip yürümesidir.
Bir başka olayı da hatırlıyorum. Aranızda ilk kez duyacaklara şu an garip gelmeyebilir. Ama o dönemde burası demir perde ülkesiydi ve diplomatlar dışında pek kimse giriş çıkış yapamazdı. Daha doğrusu gitmekte tereddüt ederdi. İşte öyle bir zamanda yaşanan hadiseyi haberlerde duymuş şok olmuştuk.
Tarihler 28 Mayıs 1987 ‘yi gösterdiğinde Batı Alman amatör pilot Mathias Rust, Kızıl Meydan’a indi. bu uçuşu gerçekleştirdiğinde 18 yaşında idi. Korunaklı hava sahalarından radarlara yakalanmadan 750 kilometrelik mesafeyi katederek Cessna 172 uçağı ile Moskova’nın göbeğindeki Kızıl Meydan’a indi. Bunun üzerine savunma bakanı görevden alınıp sürgüne yollanmıştı. Moskova’nın merkezine yapılan bu yasa dışı uçuş Sovyetler Birliğinin dağılmasının ilk başlangıcıdır. Bu dönemde başkan da Gorbaçov’du, hani şu tepesinde harita gibi iz olan adam. Bu olaydaki asıl önemli noktayı söylüyorum; Mathias Rust havacılık ile hiç ilgisi olmayan bir kişiymiş! Dedim ya olaya neresinden bakarsanız bakın enteresan.
İşte bu garip hikayeden sonra meydana dönecek olursak şehrin harika bir buluşma veya keşfiniz için başlangıç noktasıdır.
Kremlin, Moskova’nın merkezinde, Aziz Vasil Katedrali, Kızıl Meydan, Aleksandr Bahçesi ve Moskova Nehri’ne bakan bir komplekstir.
Surlarla çevrili alanlar arasında tam beş saray, üç katedral, bir kilise, Kremlin kuleleri, Silahhane müzesi ve eskiden Çar’ın Moskova ikametgahı olan Büyük Kremlin Sarayı yer almaktadır. Kremlin ayrıca Rusya Federasyonu Başkanı’nın resmi ikametgahı olarak da hizmet vermektedir.
Kremlin BÜYÜKTÜR ve kolayca yarım gün geçirebilirsiniz. Dünyaca ünlü Fabergé Yumurtalarının çoğuna ev sahipliği yapan Armory Müzesi’nde yürümeyi unutmayın.
Kremlin’de yaklaşık 3 saat kaldık ve ancak bitirdik. Buradaki en ilginç şey çan kulesiydi. Yere düşen kırık çanı görmeden dönmeyin. Bir çanın yerde sergilenmesini garip bulabilirsiniz ama bir sebebi var. 20 Mayıs 1737’de Moskova’daki yangın sırasında çanın bulunduğu ahşap bir yapı alev alınca düşmüş. Kırık parçasını da görebileceğiniz çan işte o günden sonra bir daha kaldırılmamış.
Giriş ücreti : Şu linkten istediğiniz bölümlerin fiyatına bakabilirsiniz. Kremlin perşembe günleri kapalıdır.
Bu simgesel yapı olmadan Moskova seyahat rehberi ne işe yarar ki?
Geleneksel bir katedral gibi tasarlanmamış olan bu güzel bina, dekore edilmiş odalardan oluşan bir labirent gibi. Tek bir taban üzerinde dokuz kiliseden oluşan ve içlerinde bir galeriyle birbirine bağlanan muhteşem bir yapıdır. Her kilisenin güzel süslemelere sahip farklı bir kubbesi vardır. O pasta süslemesi gibi görünen soğan kubbeler o yüzden birbirinden farklıdır. Şu anda müze olarak işlev görmektedir.
Vladimir Putin’in zaman zaman ziyaret ettiği yer olarak bilinen Kurtarıcı İsa Katedrali Rusya’nın en güzel kiliselerinden biri olup, günün hangi saati olursa olsun mutlaka ziyaret edilmeye değer.
Sankt-Peterburg’da bir ikizi daha var: Kanlı Kurtarıcı Kilisesi.
Giriş ücreti 2000 RUB
Bu güzel tiyatro, Moskova’nın başlıca turistik yerlerinden biri olarak kabul edilir.
Natalie Portman’a Oscar kazandıran Black Swan’ı izlediyseniz aklınızda Kuğu Gölü balesi müziği ile bir şekilde ona doğru yöneleceksiniz.
Bale, Çarlık avlusunun eğlencesiydi ve dansçılar arasında çarların gözüne girmek, aynı zamanda hiyerarşide yükselmek demekti.

Balenin tadını St. Petersburg’da da çıkarabilirsiniz, ancak Bolşoy Tiyatrosu Moskova’da yer almaktadır. Biletlerinizi erken ayırtın çünkü fiyatlar aşırı yüksek olabilir. Ancak Bolşoy Tiyatro binası müze gibi de gezilebiliyor. Biraz zor bir gezi olacak ama bence oyun için yer bulamazsanız mutlaka gidin. Şuradan benim deneyimimi ve nasıl bu geziye katılacağınızı okuyabilirsiniz.
Tokyo metrosundan sonra dünyada yoğunluk bakımından ikinci metro sistemidir.
Moskova, dünyanın en güzel tren istasyonlarına sahip olmasıyla bilinir. Bunlar, Stalin’in vatandaşları için inşa etmeye karar verdiği küçük yeraltı saraylarıdır. Ona göre, Moskova’da ikamet eden her kişi, zengin Rusların görmeye alışkın olduğu mimari güzelliğin aynısının tadını çıkarabilmelidir. Bu yüzden bunlara “halk sarayları” adını verdiler.
322 istasyonunun çoğu detaylı heykeller, freskler, sütunlar ve süslü avizelerle dekore edilmiştir. Moskova metroları ile ilgili daha detaylı bir yazım da şu linkten okunabilir.
Bana göre Moskova’nın en güzel metro istasyonları şunlardır:
Rusçada ‘Devlet Mağazası’ anlamına gelen goom olarak telaffuz edilen GUM,
en eski ve en popüler alışveriş yerlerinden biridir. Bir sürü harika mağaza ve kesinlikle güzel bir iç mekana sahip büyük bir lüks alışveriş merkezidir. GUM, bugüne kadar gittiğim en estetik alışveriş merkezi olabilir.
Pahalı bir İtalyan mutfağı için Kremlin’e bakan Bosco Café’ye gidebilirsiniz. Bütçeniz kısıtlıysa, Rus tarzı Stolovaya kafeteryasında cebinizi yakmazsınız. Buz gibi havada buraya sığınıp harika bir yemek yemiştik.
Her gün 10:00 – 22:00 saatleri arasında açıktır.

Kremlin duvarı boyunca yer alan Lenin’in Mezarı, Moskova’nın en popüler turistik yerlerinden biridir.
Burada, Bolşeviklerin babası Vladimir Lenin’in mumyalanmış bedenini görebilirsiniz. 20. yüzyılın en önemli ve etkili figürlerinden biri olarak kabul edilen Lenin mumyası hakkında ilk kez duyacağınız bilgileri aktardığım yazımı ise şuradan okuyabilirsiniz.
Giriş ücretsizdir.
Bilinmeyen Asker Mezarı ve Ebedi Alev, II. Dünya Savaşı sırasında öldürülen Sovyet Askerleri için bir anıttır. Savaştan sonra, milyonlarca Rus askerinin kayıp olduğu veya çatışmada öldürüldüğü biliniyor.
Lenin’in Mozolesi için için sırada beklerken Mezarı görebilirsiniz.
Her saat başı Muhafız Değişim töreni gerçekleşiyor.
Nehir boyunca bir gemi turu hele ki benim gibi karlı bir günde gittiyseniz harika bir fikirdir. Çünkü teknenin buzları kırarken çıkardığı o ses, buzun kokusu ve şehrin ışıkları muhteşem bir birliktelik sunar.
Katıldığım yolculuk yaklaşık 2 saat sürdü. Bölgeye vardığınızda, herkes size tur veya tekne bileti satmaya çalışıyor. İçlerinden birini seçersiniz.
Bir gemi yolculuğunun maliyeti, içeriğine bağlı olarak 13 dolardan 200 doların üzerine kadar değişebilir. Benimki bahşiş hariç kişi başı yaklaşık 25 dolardı.
Yaz günlerinde daha keyifli olacağı da aşikar. Müzikli, yemekli yada sakin sakin gezebileciğiniz tekne turlarına katılabilirsiniz. Ama planınızda St.petersburg’a gitmek de varsa o keyfi oraya saklayın bence.
Rus el sanatları, resimleri, antika ve bit pazarı arıyorsanız Izmailovo Pazarına koşa koşa gidiniz. Pazar, Partizanskaya metro istasyonunun yanında yer alır. Her şeyi satan yüzlerce tüccar vardır ve çoğu da Azeri, Kazak ve Özbektir. Türkçe bilen esnafa güvenmeyin ve ciddi pazarlık yapmaktan çekinmeyin. Hediyelik eşya arayan turistler için ideal bir yerdir. Kafelerde ve restoranlarda yerel mutfakları da deneyimleyebilirsiniz.
Izmailovo Pazarı Pazartesi, Salı, Perşembe ve Cuma günleri 10:00 – 20:00 ve Çarşamba, Cumartesi ve Pazar günleri 10:00 – 18:00 saatleri arasında açıktır. Aynı isimde bir metro durağı var aklınızda olsun. Aman şaşırığ oraya kadar gitmeyin.
Pazar günleri ikinci el pazarı, antika pazarı da kuruluyor ama erkenden tezgahlar toplanıyor.
Nasıl gidlir: Mavi renkli hat üstündeki Partizanskaya (Партизанская) istasyonundan çıkınca hafif bir yürüme mesafesindedir.
Sanata meraklı mısınız? O zaman burayı mutlaka gezmelisiniz. 130.000’den fazla sergiden oluşan bir koleksiyona sahip olan, dünyadaki en önde gelen Rus güzel sanatlar müzesidir.
Nasıl gidilir: Tretyakovskaya (Третьяковская) istasyonuna yakındır.
Moskova’daki en büyük Avrupa sanatı müzesidir. Burada 700.000’den fazla resim, heykel, çizim sergileniyor. Burayı da sanatsever dostlar görmek isteyeceklerdir. Netice de Moskova’yı tanıtan bütün broşür, kitap, devletin turizm sitesi yanılıyor olamaz değil mi?
Kurtarıcı İsa Katedrali’nin hemen karşısında bulunan bu müzeye giriş biletlerini çevrimiçi olarak veya bilet gişesinden satın alınabilirsiniz. ( benim vaktim olmadığından girememiştim, bir dahaki gidişimde mutlaka )
2026 da yine bu şehre gittim yine vaktim kalmadı. Şehir çok büyük yahu nasıl yetişebilirim ki?
Nasıl gidlir: Kırmızı hat üstündedir Kropotkinskaya (Кропоткинская) istasyonunda.
Eğer bir müzeye gidecekseniz, Devlet Tarih Müzesi olsun.
Kızıl Meydan’ın girişinin hemen yanında yer alan bu müzede Romanov hanedanı üyeleri tarafından toplanmış paha biçilmez sanat eserleri sergileniyor.
Giriş ücreti 2000 RUB
Moskova’nın en büyük parklarından biridir. Bu parkta her şey var; yiyecek satıcıları, müzeler, kafeler, açık hava tiyatrosu, aklınıza ne gelirse. Kışın buz pateni yapılır yaz aylarında da serinleyeceğiniz ağaç altlarında dinlenebileceğiniz bir parktır.
Sadece yürüyüp dinlenebileceğiniz bir yer arıyorsanız, burası tam size göre. AYrıca tekne turları da buradan başlıyor.
Parka giriş ücretsizdir.
Nasıl gidilir: Kırmızı ve kahverengi hattın kesiştiği yerdeki Park Kultury (Парк культуры) istasyonundan gidlir.
Her tarihi şehirde her zaman bir veya iki tane bunun gibi cadde vardır. Turistlerin akın ettiği eski, uzun, sadece yayalara açık cadde.
Bu cadde en azından 15. yüzyıldan beri varlığını sürdürüyor. 1993’te bu ünlü cadde 500. yaş gününü kutlamış. Günümüzde Arbat Caddesi yaşamak için en pahalı ve yerlerden biridir. Eski Arbat Caddesi, şiirlerde, romanlarda bolca yer alan Moskova’nın sembollerinden biridir.
Bugün sokak sokak sanatçıları, hediyelik eşya tezgahları, dükkanlar, restoranlar, kafeler, barlar ve çok sayıda insanla dolu.
2026 yılında gittiğimde maalesef ilk gidişimde gördüğüm Arbat’tan farklı geldi. Fazlaca Türk lokantası açılmış ve her yerden Türkçe ezgiler geliyor. İşin bu kısmı kimi için damak tadını özleyenler için iyi olabilir ama ben hoşlanmadım. O yüzden bir kez gidip caddeye bir daha uğramadım.
Moskova’nın ana caddelerinden biridir. Kremlin’in hemen yanından başlar, Bulvar’dan geçer ve Triumph meydanından sonra Pervaya Tverskaya-Yamskaya Caddesi’ne çıkar ve Belorusskiy tren istasyonunda son bulur.
Tverskaya Caddesi, lüks mağazalar olmak üzere çok sayıda mağaza, gece kulübü ve eğlence merkezine ev sahipliği yapmaktadır. Moskova’da mutlaka uğramalısınız diyeceğim bir bölge burası olur.
Moskova’nın en iyi bilinen manastırının yanındaki bu mezarlığın bizim için önemi büyük. Aman sende mezarlıkta işimiz ne demeyin sakın üzülürüm çünkü Nazım Hikmet’in mezarının burada. Mezara nasıl gidileceği ve mezar yerinin tam yerini anlattığım yazımı şuradan okuyabilirsiniz.
Giriş ücreti: yok Nasıl gidilir: Kırmızı hat üzerindeki Sportivnaya (Спортивная)
Moskova’da her şeyin “büyük” olduğundan bahsetmiştim ya; gökyüzüne doğru fırlatılan devasa bir roketi simgeleyen, 110 metrelik titanyumdan yapılmış “Uzay Fatihlerine Anıtı”nı şehirde görmemek imkansız. Zaten bu anıt, dünyanın en yüksek anıtlarından biri olma unvanını taşıyor.
Yolunuz Moskova’ya düşerse, bu müzeyi ziyaret etmeniz naçizane en büyük önerimdir. Kozmonotluk Müzesi’ni gezerek kendinizi Sovyet döneminin atmosferine kaptırabilir; Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki en büyük rekabetlerden biri olan Uzay Yarışı’nın derinliklerine dalabilirsiniz.
Müzede; ilk insan yapımı uydulardan başlayarak ilk insanlı uçuşlara, ilk uzay yürüyüşlerine, Ay ve Güneş sistemi keşif programlarından uluslararası uzay araştırma ortaklıkları anlatılıyor. Sovyet uzay biliminin nasıl geliştiğine dair hayranlık uyandırıcı bir yolculuk sunuyor. Özellikle Rusça’da “uydu” anlamına gelen Sputnik’in fırlatılma anına dair görüntüler tam anlamıyla büyüleyici. Geziniz sırasında, ilk yapay dünya uyduları olan Sputnik 1 ve Sputnik 2’nin gerçek boyutlu modellerini de yakından görme şansınız olacak.
Binaya adım atar atmaz sizi harika bir sürpriz karşılıyor: Dünya yörüngesine çıkıp canlı olarak geri dönmeyi başaran ilk iki köpeğin, Belka ve Strelka’nın doldurulmuş bedenleri… Moskova sokaklarında bulunmuş bu iki küçük sokak köpeğinin her biri yaklaşık 5,5 kg ağırlığındaymış. Hemen yanı başlarında ise uzaya giden ilk insan Yuri Gagarin hakkındaki bilgiler yer alıyor. Üstelik burada Gagarin’in orijinal uzay kıyafetini görebilir ve uzaya başarıyla fırlatılan ilk insanlı uzay aracı “Vostok” hakkında detaylı bilgiler edinebilirsiniz.
Müzenin genelinde roketler, uzay kapsülleri, ay araçları modelleri, uzay kıyafetleri ve kozmonot yemekleri sergileniyor. En heyecan verici kısımlardan biri ise Rusça’da “Dünya” anlamına gelen “Mir” Uzay İstasyonu’nun bir yaşam modülü replikasının içine girebilmek! 1986’dan 1996’ya kadar on yıl boyunca, günde yaklaşık 15 kez Dünya’nın yörüngesinde dönen bu istasyonun içinde olmak, uzayda yaşamanın nasıl bir his olduğunu gözünüzde canlandırmanızı sağlıyor. Zaten giriş kısmındaki sinema salonunda izleyeceğiniz kısa film de kozmonotların uzaydaki yaşamına ve zorlu hazırlık süreçlerine dair harika bir ön hazırlık oluyor.
Küçük bir genel kültür notu ekleyeyim: Kozmonot ve astronot arasındaki fark, aslında eğitim aldıkları yerdir. Rus Uzay Ajansı uzay insanlarını “kozmonot” olarak eğitirken; Kuzey Amerika, Avrupa, Kanada ve Japon Uzay Ajansları (NASA, ESA, CSA ve JAXA) “astronot” unvanıyla eğitim verir.
Moskova’da bu müzeyi gezmiş olmak beni ziyadesiyle mutlu etti. Daha önce Amerika’da NASA’yı ziyaret etmiş biri olarak her ne kadar konuya biraz hazırlıklı olsam da, burayı da aynı heyecanla gezdim. Eğer NASA maceramı da okumak isterseniz, onun da linkini şuraya bırakayım: [NASA Gezi Yazısı Linki]
Giriş ücreti: 490 ruble / Nasıl gidilir: Turuncu hat üzerinde VDNKh durağındadır.
Şehri panoramik olarak en güzel görebileceğiniz yer kesinlikle Serçeler Tepesi. Moskova Nehri ayaklarınızın altındayken, arkanızı döndüğünüzde Stalin’in o meşhur “Yedi Kız Kardeş”inden (yedi dev gökdelen) en büyüğü olan Moskova Devlet Üniversitesi binasıyla göz göze geliyorsunuz. Binanın büyüklüğü karşısında insanın nutku tutuluyor. Burası hem üniversite öğrencilerinin hem de şehre gelen turistlerin en sevdiği buluşma noktalarından biri.
“Rusya’da yerel bir deneyim yaşamak istiyorum” derseniz, adresiniz 1808’den beri hizmet veren Sanduny olmalı. Burası sadece bir hamam (Banya) değil, Puşkin’den Tolstoy’a kadar kimlerin gelip geçmediği tarihi bir saray gibi. Mermer sütunlar, görkemli avizeler ve o meşhur Rus saunasıyla (meşe dallarıyla yapılan masajı denemeye cesaretiniz varsa!) denemek isteyenler çıkabilir.
Arbat caddesi üzerindeki bu evi gezmeden önce lütfen şuradaki yazımı okuyunuz. Puşkin Rus edebiyatının en önemli şahsiyetlerinin başında gelir. Hatta Ruslara Tolstoy mu Dostoyevski mi diye sorarsanız size verecekleri cevap Puşkin olacaktır. Hatta bayram olarak kutlanan Puşkin günü bile vardır. Siz en iyisi benim yazımı okuyup onun hakkında ve bu müze ev hakkında bilgi edinin. Sizi şaşırtacağıma garanti ederim, demedi demeyin !
Puşkin kadar olmasa da çok çok önemli bir edebiyatı da Gorki’dir. Onun hakkında da detaylı yazımı şuradan okuyabilirsiniz.
Giriş ücretsiz ancak içeride fotoğraf çekmek için ücret ödemeniz gerekiyor.

Rus Edebiyatının ve dünya edebiyatının en büyüklerinen biri olan Tolstoy’un evine girilebiliyor.
Nazım’ın mezarından dönerken uğrayabilirsiniz. Büyük yazarın kıyafetleri, misafirleri kabul ettiği odaları gezmek bir romanın içinde yürümekten farksız inanın.
Bu ev ile ilgili anlatılacaklar uzun olduğu için özellikle Tolstoy’un kendisi değişik bir karakter olduğu için ayrı bir başlık altında web sitemde yer aldı. Şuradan okuyabilirsiniz, iddia ediyorum okuyacaklarınız sizi çok şaşırtacak.
Nükleer bomba atılması sonrasında, dünyayı uzun yıllar sürecek bir Soğuk Savaş ve nükleer kıyamet korkusunun eşiğine getirdi. Moskova’da 1935’ten beri inşa edilen tüm metro istasyonları zaten birer hava saldırısı sığınağı olarak tasarlanmıştı; ancak artık yeni bir görevleri daha vardı: Şehri atom bombasından korumak. Bu nedenle 1950’de açılan Koltsevaya (“Кольцевая линия” – Halka Hat yani 5 numaralı kahverengi hat) üzerindeki istasyonlar, yerin 35 ila 53 metre derinine inşa edildi ve her biri devasa patlama kapılarıyla donatıldı.
Ancak o dönemde sıradan Moskovalıların bilmediği çok gizli bir operasyon yürütülüyordu. Halka hat üzerindeki Taganskaya istasyonunun inşaatı bittiğinde, işçilere gizli bir talimat verildi: Kazmaya devam edin. Atom bombası sığınağı için gerekli tüm ekipman ve malzemeler zaten hazırdı. İşçiler bu kez çok daha derine indiler ve yerin tam 65 metre altında, dört devasa tünelden oluşan ek bir gizli tesis inşa ettiler.
Yeraltındaki bu labirent; 3 metro hattının kesiştiği stratejik noktasında yer alıyor.
Moskova sokaklarında yürürken sıradan bir konut binası gibi görünen, ancak aslında içi tamamen boşaltılarak kalın betonla kaplanmış sahte bir binanın zemin katından geçtik. Burası sığınağın acil çıkış kapısıydı. Kapıdan girdikten sonra tam 19 kat boyunca merdivenlerden aşağıya, yerin 65 metre altındaki dünyaya indik.
İçeride ilerlerken duvardaki haritalarda Avrupa’daki benzer gizli sığınakların konumlarını gördük. Koridorlar boyunca kontrol noktalarının yanından geçtik. Zamanında burada görev yapan askerler işe metroyla geliyorlarmış; ama gündüz vakti değil, gecenin ortasında, Moskova metrosu kapandıktan sonra çalışan özel ve gizli tren seferleriyle tesise ulaşıyorlarmış.
Sığınağı oluşturan dört büyük tünelden biri olan 4. Blok’a girdik. Standart turlar tesisin sadece belirli bölümlerini kapsıyor. Eğer özel alanları da görmek isterseniz, kişi başı 1000 Avro’dan fazla bir ücreti gözden çıkarmanız gerekiyor; gerçi bu “VIP” fiyata bir akşam yemeği ve size özel bir askeri koro dinletisi de dahilmiş! Tünel duvarlarında, metronun yapımında da kullanılan ve devasa basınca dayanan tüp şeklindeki çelik halkaları (tübingleri) net bir şekilde görebiliyorsunuz.
Sığınağın içinde gezerken karşımıza çıkan Stalin balmumu heykeli, buranın ironik tarihini özetliyor: Yoldaş Stalin bu sığınağı muhtemelen sadece bir silüet olarak ziyaret etmiştir. Çünkü İkinci Dünya Savaşı’nda Alman birlikleri Moskova’yı asla tamamen işgal edemedi, Soğuk Savaş ise şans eseri hiçbir zaman “sıcak” bir savaşa dönüşmedi.
Müzede sergilenen büyük bir masa dikkatimi çekti. Burası, olası bir savaş anında Sovyet generallerinin uzun menzilli bombardıman uçaklarına “Amerika Birleşik Devletleri’ni vurun!” emrini verecekleri stratejik komuta masasıydı.
Nükleer savaşın dehşetini ve ciddiyetini anlamamız için rehberimiz bize tüyler ürpertici bir simülasyon başlattı. Tur grubundan dört kişiyi Sovyet operatörü olarak seçtiler. Tıpkı filmlerdeki gibi, verilen anahtarları aynı anda çevirerek kıtalararası roketleri fırlattılar. Başımızın üstündeki dev ekranda önce taktiksel haritalar belirdi, fırlatmanın ardından ise peşi sıra nükleer patlama görüntüleri ekranı kapladı. Tüylerim diken diken oldu, sevimsiz bir andı.
Daha sonra sığınağın yaşam destek sistemlerinin bulunduğu bölüme geçtik. Sığınağı metroya bağlayan tünellerden birine yaklaştığımızda, arkamızdaki duvardan hâlâ aktif olarak çalışan Moskova metrosunun o derinden gelen uğultulu sesi sürekli yankılanıyordu.
Tam bu bölümde rehberimiz bize küçük ama unutulmaz bir şok yaşattı. Bizi tünelin diğer ucuna gönderip arkamızdan ağır çelik kapıyı kapattı. Tamamen zifiri karanlıkta beklerken, aniden şiddetli bir patlama sesi koptu, sirenler acı acı çalmaya başladı ve kırmızı alarm ışıkları yanıp söndü. Birkaç saniyeliğine de olsa gerçek bir nükleer saldırı altında kalma hissini simüle etmiş olduk.
Sığınaktaki hiyerarşi de oldukça belirgindi. Örneğin rütbeli komutanlar, odalarını sadece iki kişiyle paylaşma lüksüne sahipken, geri kalan personelin durumu pek de iç açıcı olmasa gerek diye tahmin ediyorum. Söylentilere göre bu tüneller, olası bir kriz anında tam 3000 kişiyi aylarca dış dünyaya ihtiyaç duymadan barındırabilecek şekilde tasarlanmış.
Tüm bu heyecan verici ve gizemli geçitlerin, klostrofobik tünellerin sonunda turumuz modern bir restoranda noktalandı. Tabii ki bu restoranın o kasvetli Soğuk Savaş yıllarında orada olmadığını bilmek, yukarıdaki güvenli dünyaya dönmeden önce derin bir nefes almamızı sağladı. Dışarı çıktığımda kulaklarımın tıkandığını bir müddet sonra pıt diye açılınca farkettim.
Giriş ücreti : 2300 ruble Nasıl gidilir: Taganskaya metro durağına gidin ve çıkışta herhangi birine sorun bu kadar basit.
Yazım oldukça uzun oldu. Ben 5 gün Moskova’daydım ve bu listenin dışında bir de Suzdal şehrine gidip 1 gece de orada kaldım. Suzdal’ı özellikle benim gibi kış aylarında giderseniz mutlaka görünüz derim. Aşağıya linkini bıraktım. Yazın gittiğimde ise farklı bir tat aldım. Uzun bir Trans-Sibirya treni rotasındaki küçük şehirlerden sonra şehir çok büyük geldi. Yine de ilk gidişimde gitmediğim yerlere gittim, bambaşka sokaklar keşfetsem de eksiklerim kaldı.
Tekrar gidersem Bolşoy Tiyatrosu’nda bir gösteri izlemek isterdim. Bir de YasnayaPolyana’ya gidip Tolstoy’ un mezarını ve oradaki evini görmek isterim. Onun dışında Moskova’ya dair görebileceğim birçok yerine gittim. Belki birçok Rus’un görmediği kadar çok Rusya’yı gezdim.
Umarım Moskova Seyahat Rehberimi beğenmişsinizdir ve eklemek istediğiniz bir şey varsa yoruma yazın lütfen. Ayrıca bunu yararlı bulduysanız beğenmeyi ve paylaşmayı unutmayın olur mu?
Şimdilik hoşçakalın, hep hoş kalın !
Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarım şurada :
Dİğer yazılarım da hoşunuza gidebilir düşüncesiyle bazılarının linklerini de aşağıya bırakıyorum, herkese keyifli okumalar ve sevgiler…
Gelin Dostoyevski’nin evine gidelim!
Moskova Metrosu: Yeraltındaki Sanat Galerisi
Rusya’ nın gözdesi Suzdal şehri!
Rusya’ ya gitmeden önce bilmeniz gerekenler
Kızıl Meydan’ın Gizemi: Lenin’in Mumyası
Tolstoy ‘un evinde zaman yolculuğu ve 28 sayısının gizemi
Bolşoy Tiyatrosu: Bir Tiyatrodan Fazlası!
Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.
5 Comments
Moskova çok çok büyük bir şehir , kış mevsiminde görmek de güzeldi, yazı da çok açıklayıcı olmuş👍
Moskova çok çok büyük bir şehir , kış mevsiminde görmek de güzeldi, yazı da çok açıklayıcı olmuş👍
umarım gidecek olanalra faydalı olur
Moskovayı yeniden gezdim sanki çok güzel bir yazı.
teşekkür ederim, yine gitmek nasip olsun inşallah diyelim