

15 Ocak 1902 Selanik- 3 Haziran 1963 Moskova
Nazım Hikmet, sürgün hayatının önemli bir kısmını Sovyetler Birliği’nde geçirmiş ve bu nedenle son istirahatgahı da Moskova olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı 2009 yılında iade edilmiştir.
Peki Moskova’ya gidilir de Nazım Hikmet’ in mezarı ziyaret edilmez mi?
Nazım Hikmet, ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ şiirinde şöyle yazar: ‘İnsan yaşarken bile mezarını merak edermiş.’ Bu merak, Moskova’ya yolu düşen birçok insanı da Nazım Hikmet’in mezarına yönlendiriyor. Bu yazıda, büyük şairin sevenlerine, yolu Moskova’ya düşeceklere Nazım’ın mezarına nasıl gidildiğini, Vera ile olan aşkını anlatacağım.
Buyrun başlayalım.
Moskova gibi büyük şehirde gezmek biraz zor. Alfabe meselesi ayrı dert fakat şehirde öyle bir metro ağı var ki istediğiniz her yere ulaşmak aslında kolay. Moskova, az biraz Rusça da biliyorsanız tadından yenmez bir yerdir. Aşağıda Moskova gezi rehberi yazımın linkini de bulacaksınız.
Kara kışın ortasında olmamız dışında hayatımızdan memnun dört arkadaş karlı bir Moskova sabahında yola koyulduk. Harita okuma konusunda kednime güvendiğimden merak etmeyin buluruz desem de birazcık tedirgindim. Çünkü her okuduğum rehber yazısında mezarı bulmanın zorluğu anlatılıyordu. Korktuğumuz gibi olmadı, kolayca bulduk ve ben gitmek isteyenleri aydınlatmak için detaylı yol tarifi vermeye o an karar verdim.
Novodeviçi’nin Labirentlerinde: Nazım’ın Mezarına Doğru Adım Adım
Mezarlığa gitmek için 1 numaralı kırmızı hatta binip Sportivnaya istasyonunda ineceksiniz. Yukarı çıkınca da karşılaştığınız herhangi bir kişiye “Novodeviçi” deyin yeterli. Nazım Hikmet deseniz de anlıyorlar merak etmeyin. Gösterdikleri yöne yürüyünce önünüze kocaman bir cadde çıkıyor. Yolun karşısındaki mezarlık ve onunla aynı ismi taşıyan Manastır kompleksini çevreleyen devasa duvarları göreceksiniz.
Cadde kenarına gelince hemen solunuza dönün, trafik ışıkları bayağı uzakta ama olsun, yürüyeceksiniz. Işıklara gelince karşınıza bakın işte mezarlığın giriş kapısındasınız, geldiniz!
Mezarlık girişinde ise karşınızda liste şeklinde bir tabela çıkacak. Rus harfleriyle yani Kiril alfabesiyle olduğu için okuyamazsınız boşa uğraşmayın. Biliyorsanız o ayrı tabii ki. Kolaylık olsun diye size bir tüyo Nazım Hikmet’ in mezarı 175. sırada. Rakamı bulunca Rus harfleriyle şairimizin adının nasıl yazıldığını da öğrenmiş olursunuz.
Listenin bulunduğu tabelanın sağındaki geniş yoldan ilerleyip, dört yol ağzına gelince de sol çapraza bakın. Tam orada olduğunu göreceksiniz.
İpucu olarak Boris Yeltsin’ in mezarını bulun size yetecektir. (bu tarif yetmediyse de çıkın mezarlıktan derim vallahi) Bu arada; mezarlığa girişte bizden ücret talep eden olmadı. İnternette farklı bilgiler dolaşıyor dikkat!
Karlı hatta buz kaplı mezarlıkta iki dakika yürüyünce Nazım’ ın mezarına vardık. Bir anda geliveren hüzün ile başbaşaydık şimdi.
Bu seyahate hazırlanırken Nazım’ı ziyaret edeceğimi bildiğim için bir şiirini ufak bir kağıda yazmaya karar vermiştim. Şiiri mezarının başına koymaktı niyetim fakat hangi şiiri yazsam diye o kadar zorlandım ki anlatamam. Bir ara Ahmet Kaya’ nın seslendirdiği “Aynı Daldaydık” şarkısından iyi bildiğimiz Hasret isimli şiiri seçmiştim, sonradan vazgeçtim.
Mezara bizden önce gelenlerin bıraktığı çiçekler karla kaplanmak üzereydi. Zaten mezarların üstü de kar kaplıydı. Özellikle mezarlar dedim çünkü sevgili eşi Vera da yanıbaşına defnedilmiş.
Dört kadın hep birlikte eldivenin içinde bile buz tutmuş ellerimizle mezarın üstünü temizlemeye koyulduk. Bir baktım ki tam benim temizlediğim yerde “Vera ” yazısı belirdi. O an dünya bir anlığına durdu sanki. Sadece mermere kazınmış bir isim değil, sanki kaderin bana bir cevabıydı. Nedeni ise, cebimde sımsıkı tuttuğum not kağıdıydı. Onca Nâzım şiiri arasından bir şiirini seçip ufak bir kağıda yazmıştım. Meğer zaten sahibine, Vera’sına gelmek istiyormuş. Kağıdı titreyen ellerimle karanfillerin arasına bıraktım. İki mezarın birbirine fısıldadığı o ebedi sessizlikteydi artık. ( merak etmeyin şiiri yazı içinde bulacaksınız )
Nazım Hikmet’in mezar taşı, siyah granitten yapılmış, ünlü “Rüzgâra Karşı Yürüyen Adam” figürünü yansıtan görkemli bir eser. Ancak bu taşın hikayesi, sadece bir şiirin görselleşmesi değil; içinde büyük bir vefa ve cesaret hikayesi barındırıyor.
Gazeteci Güneri Civaoğlu, bir yazısında bu mezar taşını yapan heykeltıraşlar Vladimir Lemport ve Nikolay Silis ile yaptığı röportajdan çok ilginç bir detay aktarır. Anlattıklarına göre, Stalin döneminde “modern sanat” yasaklıyken bu genç heykeltıraşlar bir sergi açmaya yeltenirler ancak polis baskınıyla her şey ellerinden alınır. O günlerde Sovyetler’de çok saygın bir yeri olan Nazım, bu gençlere sahip çıkar. Kendi şiir dinletisinin yapılacağı salonun girişinde, polislerin müdahale edemeyeceği bir koruma kalkanı oluşturarak onların eserlerini sergilemelerini sağlar.
Yıllar sonra heykeltıraşlar bu mezarı yaparken sadece Nazım’ın şiirinden değil, onun o günkü duruşundan, yani şairin bizzat “Stalin rüzgârına karşı yürüyüşünden” ilham aldıklarını söylerler. İşte önünde durduğumuz o granit kaya, aslında bir şairin sanatçı dostlarını korumak için rüzgâra göğüs gerişinin bir anıtıdır. Aynı zamanda tüm yaşamı boyunca Nâzım’ın kendi mücadelesini temsil eder.
Fakat taşın işlenişi öyle bir perspektife sahiptir ki, güneşin açısına göre figür bazen taştan çıkıp gidiyormuş, bazen de taşın içine hapsolmuş gibi görünür.
Tanıştıklarında Nazım Hikmet, Münevver’le evlidir ve Memet adında bir çocukları vardır. Moskova’da karısını, oğlunu ve ülkesini özlediği zamanlardır.
Vera ile tanışmaları bir belgesel için olur.
‘‘Alo, Nazım Hikmet mi? Sizinle redaktör Vera Tulyakova konuşuyor.’’ Bu sözlerin ardından Vera bilgi almak için Nazım Hikmet’in evine gider. Nazım kendisine gerekli bilgileri verir. Odada şair Ekber Babayev de vardır. Vera tam kalkarken Nazım, Babayev‘e dönerek ‘‘Fena kız değil, ilginç, ama göğsü düz.’’der. Tatarca söylenen bu cümleyi Vera anlamış ve yüzü kıpkırmızı kesilmiştir.
Farklı ülkelerden, farklı geçmişlerden gelen iki insanın yolları böylece Moskova’da kesişmişti. Nazım‘a birçok aşk şiirini yazdıracak olan büyük aşk işte böyle başladı. Vera, Nazım’ın karizmatik kişiliğine ve şiirlerine hayran kalmıştı. Nazım da Vera’nın güzelliğine ve zekasına aşıktı.
Ama aralarında engeller vardı. Vera evliydi ve bir çocuğu vardı. Nazım da siyasi görüşleri nedeniyle sürgündeydi. Üstelik aralarındaki yaş farkı da çoktu. Nazım’ın hiç umurunda olmadı. Engellere rağmen aşkları her geçen gün güçlendi. Nazım, Vera’ya şiirler yazdı, mektuplar gönderdi. Vera da Nazım’a olan sevgisini ve desteğini her zaman gösterdi.
Yıllar boyunca ayrılıklar, hasretler ve zorluklar yaşadılar. Ama aşkları asla sönmedi. Nazım, Vera’yı “sonsuz sevgilisi” olarak adlandırdı. Vera ise Nazım’ın ölümüne kadar ona sadık kaldı.
Zaman zaman ayrıldıklarında ise Nazım ona özlem dolu mektuplar yazardı.
“Gittin, boşaldı Prag şehri. İçinden elini çekip çıkardığın bir eldiven gibi boşaldı. Söndü artık seni göstermeyen bir ayna gibi…”
1963 yazında birlikte şehirden uzak bir yere gittiler. 3 Haziran günü birden yığılıp kaldı Nazım, kalp krizi geçiriyordu. Hastaneye gittiklerinde ölmüştü.
Vera, Nâzım’ın cüzdanını açtığında fotoğrafının arkasında kendi el yazısıyla yazılmış o sarsıcı dizeleri buldu. Belki de bu, şairin son veda busesiydi.
Şiiri okuyunca şoke olmuş Vera. Çünkü bu şiir belki Nazım Hikmet’ in son şiiridir. Ne tuhaftır ki son kelimesi de hissetmişcesine “ÖLDÜM” dür, Vera yıkılır.
Nazım’ın ölümünden 40 yıl sonra vefat etti. Ancak bu 40 yıl, sadece bir ‘bekleyiş’ değildi. Vera, Moskova’daki küçük bir Anadolu evi gibi döşediği, duvarlarında Nazım fotoğraflarıyla donatılmış evinde anılarıyla yaşayarak bir ömür geçirdi.
Evin içinde yaşamak zor geldiği zamanlarda yine onu eve bağlayanın bir şey vardı. Nazım, kendisinden sonra Vera’nın yaşayacağı yalnızlığı hissetmişçesine, evin kuytu köşelerine küçük hediyeler ve notlar saklamıştı.

Vera, bazen bir dolabı açtığında, bazen bir koltuğu çektiğinde bu sürprizlerle karşılaşırmış; “80. yaşın kutlu olsun Vera” yazan bir not. Küçücük bir kutu içinde minik bir küpe ve bir not “63. yaşın kutlu olsun”. Belki de bu yüzden Vera vefat ettiğinde küllerinin Nazım’ın yanına gömülmesini vasiyet etmişti; 40 yıllık bu sessiz bekleyişin sonunda, sonunda ebedi huzura kavuşmak için.
O yüzden çalışma masasındaki kalemlerine, kağıtlarına, hatta öldüğü gün kapı arkasındaki askıda duran paltosuna bile dokunmadı; her şeyi şairin bıraktığı gibi bıraktı. Çünkü Vera için o gitmiş olsa da aşkı hep oradaydı. Bir keresinde şöyle demişti: “Seni sevmek, dünya üzerinde yapabileceğim en doğru, en gerçek şeydi. Sen gittin ama ben seninle yaşamayı bırakmadım; her sabah senin uyanmanı bekler gibi uyandım bu evde.” (Vera Tulyakova)
Ölümünden sonra Vera, şairin anılarını yaşatmak için elinden geleni yaptı. Onları kitaplaştırdı.
Peki, Vera ve Nazım’ın aşkı sonsuz muydu? Bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişebilir. Ama şunu biliyoruz ki, onların aşkı engellere rağmen, ölümüne kadar devam eden ve birçok insana ilham veren bir aşktı. Onların hikayesi bize gerçek aşkın her şeye rağmen var olabileceğini gösteriyor.
Vera, Nazım Hikmet’ le geçen yıllarını “Nazım’la Son Söyleşimiz” adlı kitabında anlatmıştır. Beni en çok etkileyen birkaç cümleyi sizinle paylaşmak isterim.
“Nâzım benim için sadece bir eş, bir sevgili değil; o benim gökyüzümdü. Gökyüzü hiç biter mi?” (Vera Tulyakova )
Karlar altından Nazım’ ı adını ararken temizlediğim yerde Vera yazısı çıkınca o yüzden çok şaşırmıştım. Çünkü elimdeki kağıtta işte onun bu son şiiri vardı, Vera’ ya yazdığı. Şiir olması gereken kişiye ait olduğu yere ulaşmıştı. Çok hüzünlenmiştim.
Uzun süre mezarın başında durmamız soğuk yüzünden imkansızdı. Zaten hepimiz sessizce ağlıyorduk. Sonra da birkaç kare fotograf çekip içimiz buruk oradan ayrıldık.
Mezardan çıktıktan sonra karşıya geçip 5 numaralı otobüsü beklemeye başladık. Gogol, Çehov ve Nazım’ı aynı mezarlıkta bırakarak Tolstoy’un evine yakın bir caddeden geçen bu otobüse bindik. Devasa Rus apartmanlarının sıralandığı geniş caddelerde ilerliyorduk. Kalabalık otobüste yer bulmak zor, dışarısı ise buz gibi soğuktu. Kürklü babuşkaların nefesiyle camlar çoktan buğulu hale gelmişti ve nerede olduğumuzu tam olarak göremiyorduk. Zaten Rus alfabesini de bilmediğimiz için akışına bıraktık kendimizi.
Göz kararı evet resmen göz kararı bir durakta arkadaşlarıma, inelim, dedim. Yukarıda bir yerlerde iyi harita okuduğumu söylemiştim. Sonuçta Tolstoy’ un evinin tam köşesinde indik. Şahane bir ev ve müthiş bilgiler edinerek oradan da ayrıldık. Moskova gezimizin sanırım en güzel günüydü. İki dev edebiyatçıyla geçen bir gün daha ne olsun değil mi?
Nazım’ dan Tolstoy’ a bir günümüz böyle geçti sevgili dostlar. Umarım siz Nazım sevenlerin yolu bir gün Moskova’ ya düşer ve benim gibi Nazım’ ın mezarının başında bir şiirini okursunuz.
Sevgilerimle, deyip bitirecektim ki aklıma bence şu paragrafı da okuyup mezarlığa öyle gidin isterim.
Nâzım’ın mezarını ziyaret ederken etrafınıza dikkatli bakın. O sadece bir mezarlıkta değil, Rus edebiyatının kalbinde uyuyor. Çehov, Gogol ve Mayakovski ile komşu… Mezarlık resmen devler ligi…
Nâzım Hikmet’in mezarı, Rus edebiyatının babalarından biri olan Nikolay Gogol’e oldukça yakındır. Ben okuyunca şok olmuştum size de söyleyeyim istedim; Gogol’ün mezarı buraya taşınırken kafatasının yerinde olmadığının fark edilmiş. Ahh şu Ruslar!
Mezarlıktaki mezarların çoğu birbirine çok yakın ve sıkışıktır; aralarından geçmekte zorlanırsınız. Ancak Nâzım Hikmet’in mezarı, mezarlığın geniş bir meydanına bakar ve önü boştur. Bu bilinçli yapılmıştır; çünkü Nâzım’ın her ölüm yıldönümünde yüzlerce kişinin orada toplanıp şiirler okuyacağı, törenler yapacağı önceden öngörülmüştür.
Size hemen girişte Boris Yeltsin’in mezarını bir “ipucu” olarak vermiştim ya hani, hatırladınız mı? İşte buraya dair çok ilginç bir detay: Yeltsin’in mezarı, Rus bayrağı şeklinde devasa ve dalgalı bir mermerdir. Bu mezar tam olarak yolun üzerindedir. Ruslarda, “Mezarın yol üstünde olsun” şeklinde bir beddua vardır; çünkü üzerinden çok insan geçmesi huzuru bozar inanışı yaygındır. Yeltsin’in mezarının konumu, halk arasında hala bu beddua ile ilişkilendirilir.
Mezarlık sadece toprak altından ibaret değil. Novodeviçi’nin devasa duvarlarına dikkatli bakarsanız, üzerlerinde küçük kapaklar ve isimler göreceksiniz. Rusya’da yakılma kültürü yaygın olduğu için, binlerce kişinin külleri bu duvarların içindeki vazolarda saklanıyor. Yani Nâzım’ı çevreleyen o duvarlar aslında binlerce hikâye ile dolu bir kütüphane gibi.
Nâzım’ın mezarının tam karşısında, bankta oturan, elinde sigarası olan bir adam heykeli göreceksiniz. Bu, Sovyetler’in en sevdiği komedyen ve sirk sanatçısı Yuri Nikulin’dir. Heykelin en çarpıcı detayı ise, ayak ucunda yatan sadık köpeğidir. Nikulin, köpeğiyle o kadar özdeşleşmiştir ki, heykeltıraş onu köpeği olmadan huzura erdiremeyeceğini düşünmüştür.
Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın!
Dİğer yazılarım linklerini de aşağıya bırakıyorum, herkese keyifli okumalar ve sevgiler…
Bolşoy Tiyatrosu: Bir Tiyatrodan Fazlası!
Faydalandığım Kaynaklar
Ran, Nâzım Hikmet. Bütün Şiirleri, Yapı Kredi Yayınları. (Metin içinde geçen “Gelsene” şiiri için).
Cıvaoğlu, Güneri. “Nâzım’ın Mezarındaki Sır”, Milliyet Gazetesi. (Mezar taşının hikâyesi ve heykeltıraşlar Lemport ile Silis hakkındaki bilgiler için).
Tulyakova Hikmet, Vera. Nâzım’la Son Söyleşimiz, Cem Yayınevi. (Vera’nın anıları, Nâzım ile olan mektuplaşmaları ve 40 yıllık bekleyişin detayları için).
Erdoğan, Özcan (Hazırlayan). Dahiler ve Aşkları, İnkılâp Kitabevi. (Nazım Hikmet ve diğer büyük isimlerin özel hayatlarındaki trajediler ve tutkular üzerine genel perspektif için).
Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.
4 Comments
Klavyene sağlık şüko’mmm☺️
Bii gezi kitabı çıkaracağın günü sabırsızlıkla bekliyorum❤️
inşallah diyelim biraz zor işler ama deneriz ya:)
Türk edebiyatının en ilginç kalemlerinden Nazım Hikmet’in izini sürmek gerçekten güzel bir fikir. Yazıya eklememişsiniz ama ben yazının sonuna kadar başucuna bıraktığınız şiiri merak ettim. Aklımda bir şiir belirdi ama söylemeyeceğim.
Nazım, kalp krizi geçirip öldüğünde Vera , Nazım’ın kimliğini almak için cüzdanını açtığında kendi fotoğrafını ve fotoğrafın arkasında şu dizeleri görmüş ;
“Gelsene dedi bana
Kalsana dedi bana
Gülsene dedi bana
Ölsene dedi bana
Geldim
Kaldım
Güldüm
Öldüm”
bu şiiri yanımdaki deftere yazmış ve bunu mezarıan bırakmayı düşünmüştüm. Elimi karları temizlemeye attığımda altından Vera yazısı çıkınca ağlamıştım hatta. Tesadüf işte !