
Bazı sırlar toprağın altında kalmalıydı… Ama yağmur dindiğinde, Nevzat Komiser kendi silahından çıkan bir kurşunla yüzleşmek zorunda kaldı…
Bu kez yazar bizi büyük bir meraktan kurtarıyor ve yıllardır Komiser Nevzat’ın uykularını kaçıran o elim gecenin sebebini anlatıyor. Karısı ve sevgili kızının ölümüne sebep olan o bombanın neden ve kimler tarafından patlatıldığını nihayet öğreniyoruz. Nasıl ama? Başlar başlamaz hemen kitaba dair ipucu verdim bile! 😊
Polisiye türünde bir kitabı alıntılarla, ipuçlarıyla size kitabı anlatmaya çalışacağım ki merak ederek okuyun.
Her zaman olduğu gibi bu kez yine bir harita çizdim. Umarım hoşunuza gitmiştir.
Her şey yağmurlu bir gece Ağva’dan gelen bir ihbarla başlıyor. Gecesi gündüzü olmayan cinayet büro elamanları hemen olay mahalline intikal ediyorlar. Karşılarında bir kafatası var sadece ve bir şeye benzetemedikleri plastik aparat. Emniyete dönünce kafatasındaki kurşunu, aparatı inceliyorlar. Sonuç herkesi şaşırtan ve aynı zamanda kafaları da karıştıran bir şey çıkıyor; kurşun Komiser Nevzat’ın silahından çıkmıştır. Aparat ise bir diz protezidir. Başkaca da kemik bulunamamıştır. Kimbilir belki de yağmurun yıkadığı toprak, geçmişin kemiklerini kusuyordur. Ama nasıl Nevzat komiserimiz bu gece buraya hiç gelmediğine emindir. Fakat o kurşun, zihnini allak bullak eden kesik kesik görüntülerin anlamı nedir?
“İnsanı o kadar abartma Nevzat. Kimse o kadar güçlü değildir. Unutmadan yaşanmaz. Hakikat insanı yorar ” (Sayfa54)
Gayrettepe Emniyet binasına döndüklerinde Ali ve Zeynep de şaşkındır ama görev devam etmektedir. Neyse ki telsizden gelen anons ile Kuştepe’deki baskına giderler. Komser Nevzat ve yardımcısı Ali silahlı çatışmanın ortasına dalarlar. SIradan bir çatışma değil uyuşturucu dünyasıyla emniyet güçleri arasındaki garip ilişkiyi o gece biz de görürüz.
Narkotikteki polisler ile cinayet masası arasındaki konuşmaları aktardığı kısımlar çok etkileyiciydi.
Uyuşturucuyu saklamak için değil depolamak için tutulan Kuştepe’deki binanın sokağına geldiklerinde gördükleri duvar yazısı ilginçtir. “Duvarda kocaman kırmızı harflerle Torbacı Hüsam, telefonum şudur yazıyor… O kadar pervasızlar ki komserim mahallenin duvarına yazmış.” “Eskiden burası geçiş ülkesiydi. Burası hep köprüydü, şimdi hedef ülke oldu.” (Sayfa78)
Türkiye’deki uyuşturucu kaçakçılarının geliri yılda iki milyar dolar. Bizim yakaladığımız uyuşturucu ne ki? Hatta adamlar bazen kendi mallarını kendileri ihbar ediyorlar. Evet, birkaç yüz kilo eroinle harcanacak beş on serseriyi önümüze atıyorlar. Belki de içimizdeki hainler böyle yapmalarını söylüyor. Çünkü kimseyi yakalamazsak dikkat çekiyor. Basının gazını alıyorlar. Ama hakikat öyle değil. (Sayfa80)
Siyasiler, güç odakları, çıkar çevreleri her aşamada tepemizde bitiyor, bazen doğrudan bazen dolaylı müdahale etmeye çalışıyorlar. Ne yasalar umurlarındaydı, ne teşkilatın itibarı ne de adaletin gerçekleşmemiş olması. Onların tek isteği vardı: kendi siyasi ikballeri, kendi kişisel çıkarları. Liyakat kaybolunca teşkilata sadakat kayboluyor. (Sayfa82) Tam da bu sayfada bir siyasi kimliği tarif edişi var ki okuyan herkesin aklına saçı aza yakın (bakın o kelimeyi kullanmıyorum zira bir ara yasaklanmıştı) o şahıs geliyor.
Sonra ilerleyen kısımlarda Komiser Nevzat’ın eşi ve kızının ölümüne sebep olan patlamadan sonra tedavi gördüğü günlere gidip geliyoruz. Adeta Nevzat komserimin zihnindeki geçişlere dahil oluyoruz. hatırlamaya çalışmak , zihnin kötüyü unutarak kendini korumaya almasını izliyoruz.
Tam da o klinik tedavi sürecinde bir sorgulamaya giren, altına imzasını bile atmış Nevzat komiser bu detayları hiç hatırlamıyordu. Beylik tabancasından çıkan bir kurşunun girdiği kafatası, diz protezi ve Kuştepe’deki çatışmanın birbirine girmesi olayları daha da karıştırdı.
Fakat teşkilatta güzel şeyler de olmuyor değil. Ekrem memurun düğününde en azından eski dostlar buluşuyor. Ama meslek öyle bir meslek ki mutluluklar kısa sürüyor. Kurtuluş’un dar sokaklarına girince bir kaza ve yine beyninin içindeki sorular yumağını çözmeye çalışıyoruz. Oysa düğünde Emniyet Müdürü Sabri’ nin eşi ne güzel söylemişti; Dünya kendini temizliyor. Yoksa, bu kadar kötülük, bu kadar pislik, bu kadar kalabalık nasıl ortadan kalkacak?” (Sayfa178)
Sayfa 186’ya geldiğimizde ise harika bir paragraf okuduk. ” Eğer şimdi öyle bir tufan olursa, zenginler yaptıracak gemileri. Yani sadece zenginler kurtulacak. Sadece güçlüler, belki acımazsız ve ahlaksızlar. ” Devam eden kısımda ise daha da can alıcı satırlar bizi bekliyordu. “Dünya eskiden de berbat bir yerdi. Ama bu kadar cüretkar değillerdi. İnanmasalar bil bilgiye kıymet veriyorlardı, vicdanlı olmanın öneminden bahsediyorlardı. Merhametli olmak gerekir diyorlardı. Haklı olmanın, adil olmanın, fedakar olmanın bir anlamı, bir değeri vardı. Oysa şimdi insanlık barbarlık dönemine geri dönmüştü. Toplumun, ailenin, arkadaşlığın, aşkın, sevginin, hepsinin içini boşaltıyorlardı. Alıştığımız dünya, ülke, İstanbul, alıştığımız hayat kayıp gidiyordu avuçlarımızın arasından. İşin kötüsü hepimiz şikayetçi olmamamıza rağmen elimizden hiçbir şey gelmiyordu.”
Kuştepe’deki çatışmaya sebep olan uyuşturucu deposunun arkasındaki Sırp adamın Türkiye vatandaşlığı alışının ne kadar basit olduğunu anladık. Pek de şaşırmadık bunu artık biz sıradan vatandaşlar bile duya duya kanıksamış durumdayız. (Sayfa198)
Hele hele ” Zaten bizde her iki yılda bir af çıkıyor, birkaç sene içinde de hürriyetine kavuşursun” cümlesi ne kadar duymaya alıştığımız acı bir cümle değil mi? sayfa 203 hepimi bildiği gibi emniyet teşkilatı, eğitim ve diğer devlet kurumlarınsa yaşanan bir tarafa dahil olma sorununu anlattığı kısım çok ince işlenmiş bir detaydı. Kafatasının yakınında bulunan yüzüğü incelerken mikroskoba yaklaştıktan sonra anlatmıştı okura yazar. ” Gerçekten de taşında tuğra vardı.Birçok meslektaşlarımız özellikle son yıllarda bu tür yüzükler takıyordu…” (Sayfa220)
“Memleket son on yılda çok değişti, etrafına üç beş kopuk toplayan çete kuruyor. Bir de hükümet yanlısıyım dediler mi, yalandan vatan-bayrak muhabbeti yaptılar mı, kimse dokunamıyor onlara. ” (Sayfa251)
Evlerdeki televizyon olayına bile yer vermiş yazar. ” tuzu kuru olanların, toplumun kaymak tabakasından olanların, nasıl para kazandıkları, hangi siyasilerle içli dışlı oldukları, bu kadar kısa sürede nasıl Türkiye’nin en zenginleri arasına girdikleri asla konu edilmiyordu. Hatta onların çocuklarının, eşlerinin adlarının karıştığı bariz cinayetler bile sorgulanmıyordu. (Sayfa286)
Doktor Nevres bey ile olan diyaloglar da çok etkileyiciydi doğrusu. Adeta bir tokat gibi çarpıcı bir cümle söylemişti. Ne demişti doktor, ” Son beş yıldır inanılmaz artış var. İnsanlar çok mutsuz Nevzat bey. Ülkeyi hiç bu kadar mutsuz görmemiştim. Mutsuz ve gergin. Kibrit çaksanız alev alacak gibi herkes. Hayat lartları çok ağırlaştı. Yoksulluk çok arttı. Zenginler daha da zenginleşti ve sayıları azaldı; fakirler daha fakirleşti ve sayıları arttı. (Sayfa231)
Üzerlerinde düşünmediğiniz, sizde iz bırakmayan insanları zor hatırlarsınız. (Sayfa237)
Unutmak sorunları çözmez, göz ardı etmemizi sağlar. (Sayfa238)
Hayat arkadaşı ha. Güzel, sevindim buna. Bazı insanlar bize iyi gelir; gülüşleri dünyamızı aydınlatır, sesleri içimizi ısıtır, bakışları yaşama sevinci verir. Bazı insanlar şifadır. (Sayfa239)
Yazar, bize yıllardır aileden biri olarak benimsediğimiz komser Nevzat’ın geçmişindeki karanlık geceyi anlatıyor. Ama gitgide karanlığa battığımız ülkemizi de anlatmış. “Karşımızdakiler hem kanun adamı, hem mafya. Hem suçu biliyorlar, hem yasayı. Şeytana pabucunu ters giydirir bunlar.” (Sayfa 334) “Uyuşturucu çetesinin emniyette bağlantıları var, mahkemede adamları var, çok güçlü siyasi tanıdıkları var. ” (Sayfa345) Bu satırlar ve daha fazlası romanın içine serpiştirilmiş.
Travma geçiren bir eş, bir baba, mesleğini her şeyin önünde tutan bir polis memuru ve amirin bir haftasını okuduk. Bu romanı okurken Nevzat’ın ailesinin kaybına dair o bombanın sesini sanki ben de yan odada duydum. Ahmet Ümit bu kez bizi sadece bir katilin peşine değil, Nevzat’ın en derin yasının içine bırakıyor.
Peki sizce, hakikat gerçekten insanı yorar mı? Yoksa gerçeklerle yüzleşmek, ne kadar acı olursa olsun tek kurtuluşumuz mu? Yorumlarda buluşalım.
Umarım fazla ipucu verip hevesinizi kaçırmamışımdır.
Bu dördüncü roman buluşmamızdı. Buluşma yerimiz Tophane’deki Fransız Yetimhanesi oldu. Kitap üzerine konuşmaya, bu romanın diğer Ahmet Ümit eserlerinden farklı olduğundan başladık. Kitaptaki en etkilendiğimiz kısımları teker teker söyledik.
Gülay, daha kitabın kapağını açar açmaz karşıma çıkan cümleye bayıldım, dedi.
“Bir kere sınırı aşan için artık sınır yoktur.” Epiktetos
Dilek, Evgenia ve Azez’ e sarılınca rahmetli eşi ve kızına sarıldığını zannettiği kısım beni etkiledi ,dedi.
Yasemin, mafyanın ülkemize yerleşmesini anlatması üzücü, hayret verici buldum dedi.
Dilek, Mafya ve polislerin kendi aralarında konuşmalrıi polislerin çaresizliği çok üzücüydü, dedi.
Türkan, ilk bölümde yağmurla birlikte ortaya çıkan ceset, sonradan bulunan yüzük ve komplo kurulması kısımları etkileyici bir polisiye detaydı, dedi.
Ben ise kitapta tüm arkadaşlarıma katılmakla beraber ince detaylar vermesini sevdim.
” Elinde tuttuğu kafatasıyla Zeynep Hamlet’i çağrıştırmıştı bana. Hani babasının intikamını almak için yanığ tutuşan Hamlet’in, saray soytarısı Yorick’in kafatasını eline alarak hayatın geçiciliği üzerine yaptığı konuşma anı.” (Sayfa15)
Ya da Sinek Kamil diye bir karakter vardı en başlarda. Adam kumarbazın teki o yüzden lakabı Sinek Kamil. Bunu okuyunca gittim oyun kartlarındaki simgelerin nedenini araştırdım. Yeni şeyler öğrenmeye bayılıyorum. Ayy size de kısaca anlatsam güzel olur.
Yırtıcı Kuşlar Zamanı etrafında buluşup güzel bir gün geçirdik. Ahmet Ümit ve polisiye severler için tavsiye edilir. Sonrasında ise biz Tophane’de olduğumuz için kısa bir tur yaptık. Buraya gezdiğimiz yerlerin listesini bırakıyorum. Yazıyı okuyan, o gün birlikte gezdiğim arkadaşlarım, gelemeyen arkadaşlarım için bir fikir olması adına. Sırasıyla: Kılıç Ali Paşa Camii, Tophane Meydan Çeşmesini gördük ve Aya Andrea Çatı Katı Rus Kilisesine çıktık. Bağımsız Türk Ortodoks Kilisesi kapalıydı fakat Yeraltı Camii, Pargalı Makbul İbrahim Paşa Camii, Kurşunu Han, Arap Camiini gezdik. Çay molamızı Karaköy’deki Murat Muhallebicisinde Bedri Rahmi Eyüpoğlu eserinin yanında verdik. Sen Piyer Han, Levanten Kilisesi, Galata Kulesi, Beyoğlu belediyesi 6. daire derken kocaman bir daire çizdik.
Yaz aylarına girdiğimiz için kitap kulübümüzün aylık buluşmaları sekteye uğrayacak düşüncesinde hemfikirdik. Bu yüzden bir okuma planı çıkardık. Buna göre yaz aylarında belirli temalar ve kitaplar belirledik. Eylül ayının ilk haftasında buluşup konuşacağımız kitabımızı da belirledik. Buna göre listemiz şu şekilde oluştu. İlla okuyacaksınız, yaz tatilinden sonra özetini yapacaksınız diye bir liste değil elbette. Ama elimizin altında bulunsun istedim. Türk Ustalara Saygı bölümüyle başlayıp evrensel klasiklere uzanması cici oldu. İlk buluşmamızda bu eserler hakkında kısa bir görüş değerlendirmesi de yapacağımızı hatırlatmak isterim😉
Temmuz Uzanmışım Kumsala Ayı
Ağustos Yabancı Yazarlar Ayı
Edebiyat Rotası Kitap Kulübü EYLÜL kitabı
İngiliz yazar Matt Haig tarafından kaleme alınmış, dünya çapında çok ses getiren bir roman seçildi. Gece Yarısı Kütüphanesi! Kitabı seçen arkadaşımız Gülay hanımın o ayın moderatörü olarak bize tarih, mekan konusunda bilgilendirmeyi yapacağını günü sabırsızlıkla bekliyor olacağız.
Buraya kadar okuduysanız ve beğendiyseniz ne mutlu bana…
Eylül ayında görüşmek üzere hoşçakalınız…
Tam da bu noktada rica etsem diğer sosyal medya hesaplarımdan da beni takip ederseniz süper olur.
Youtube hesabım burada ve İnstagram hesabım burada
Diğer yazılarımı okumak isterseniz şayet
St.Pierre Han: Galata’nın sessiz tanığı
Tolstoy’un evinde zaman yolculuğu ve 28 sayısının gizemi
Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.
9 Comments
Her zamanki gibi yine çok güzel bir yazı olmuş. Harita da cabası. Emeklerinizi için tekrar tekrar teşekkür ederim.
Eline emeğine sağlık o bonus gezide bulunmayı ne kadar isterdim
teşekkürler, gerçekten gezi günün en güzel kısmıydı.
evet katılıyorum gezi kısmı çok güzeldi
Muhteşem bir yazı daha .Soluksuz okudum 😍
Kitap özeti çok iyi emeklerine sağlık , gezi ise günün en güzel yanıydı
teşekkür ederim beğenmenize sevindim, gezi kısmı gerçkten de güzeldi
Dolu dolu geçen bir gün ve arkasından bu bilgilendirme yazısı için tekrar teşekkürler ayrıca iskambil kartları açıklaması da yazınıza renk katmış elinize sağlık❤️
beğenmenize sevindim