

Siz yardım edilmesi gereken yoksullar istiyorsunuz, biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk. O yüzden anlaşamıyoruz .Victor HUGO

Victor Hugo’nun Sefiller romanı okumayan var mı? Okumayan da olabilir ama ez azından Notre Dame’ın Kamburu’nu duyduğunuzu düşünüyorum.
Şayet Sefiller’i ya da Notre Dame’ın Kamburu’nu okumadıysanız da filmi, müzikali, çizgi filmi bile yapıldığından illa ki birini izlemişsinizdir.
Ama hikayemiz bugün Quasimado’nun kamburluğu ya da Esmeralda’nın trajik kaderi değil. Yazarın kendi hayatı..
Ek Bilgi: Hugo’nun 1831’de yayımladığı ‘Notre Dame’ın Kamburu’ romanı, katedralin yıkılma veya modernleştirilme tehlikesi altında olduğu bir dönemde yazılmıştır. Romanın yarattığı büyük kamuoyu tepkisi, Fransız hükümetinin katedralin restorasyonuna başlamasına neden olmuş, böylece Hugo, Paris’in mimari mirasının da kurtarıcılarından biri olmuştur
Yazarın Paris’teki evinde geçirdiğim bir günün ardından aslında onun yaşamı hakkında ne kadar az bilgim olduğunu farketmiştim. Uzun bir süre yazarı araştırdım. Sonuçta toparladığım bilgileri kısaca aktarmak istedim.
Şimdiden uyarıyorum kafanızdaki yazar Hugo ile yazı sonundaki arasında fark olacak. En iyisi başlayalım, hikayemiz uzun …
1802 yılında otoriter bir generalin oğlu olarak doğmuş. Anne babası o küçükken ayrılan Hugo hep iyi okullarda okumuş. Daha minik bir çocukken şiir yarışmasına katılmış. Ödül almış daha çok yazmış. Şiir kesmemiş roman, tiyatro oyunu yazmış.
Fikirleri ülke yönetimiyle çakışınca mahkemeler, sürgünler ve neticede kaçarak bir ömür geçirmiş.
Hugo’nun edebi kariyerinin başından itibaren en temel ahlaki duruşu idam cezasına karşı çıkması olmuştur. Bu konudaki en ünlü eserleri ‘Bir İdam Mahkûmunun Son Günü’ adlı romanıdır. Kalemini bir silaha dönüştürerek bu cezaların insanlık dışı olduğunu halkın vicdanına taşımaya çalışmış. Hugo, sadece bir yazar değil adeta şimdilerin deyimiyle sosyal aktivist imiş.
Rejim değişince affedilmiş ve bu kez göklere çıkarılmış. Yazara ödüller, ünvanlar, ülke nişanı bile verilmiş. Hatta 80. doğum gününde ülke çapında kutlamalar yapılmış.
Öldüğünde de büyük bir cenaze töreni düzenlenmiş. Victor Hugo, vasiyetinde büyük bir devlet cenazesi istemediğini, aksine yoksulların taşıdığı basit bir tabutla gömülmeyi talep ettiğini belirtmişti. Devlet, ona büyük bir saygı gösterip naaşını Paris ‘in o meşhur zafer takı altında bir gün boyunca sergilenmiş. Neredeyse gelip saygı duruşunda bulunmayan Parisli kalmamış. Tarihi cenaze törenine Victor Hugo’ya veda etmek isteyen yaklaşık 2 milyon kişi katılmıştır. Fakat yine de yazarın son dileği yerine getirilmiş. Naaşı, fakirlerin kullandığı bir cenaze arabası ile Pantheon’a taşındı. Bu, Hugo’nun hayatı boyunca savunduğu değerlere ne kadar sadık kaldığını gösteren anlamlı bir ayrıntı bence.
Bu kısacık biyografiye Sefiller ve Notre Dame’ın Kamburu’nu da eklesek, ‘İşte Victor Hugo’nun hayatı budur’ deyip çekilebilirdik.
Fakat gelin görün ki gerçekte hayatı hiç böyle şatafatlı geçmemiş.

Eşiyle severek evlenmişler. Maalesef ilk çocukları henüz iki aylık iken ölmüş. İkinci çocukları Leopoldine dünyaya gelince neşeleri geri gelmiş. Sonra oğulları Charles ve Francois sonra da eşinin adını verdikleri Adele ile aile genişlemiş.
Ne yazık ki yazar, beş evladından dördünün ölüm acısıyla yaşamış.
Kızı Leopoldine eşiyle Seine nehrinde gezerken sandal devrilmiş ve boğularak ölmüşler.
Yazarı çok üzen bu ölümü askeri yönetime karşı gelmesiyle sürgün yılları izlemiş. Çoluk çocuk ordan oraya gitmek zorunda kalmışlar.
Efsanevi Sefiller romanı da ruhunun en yaralı olduğu, sürgün yıllarında kaleme alınmış.
Victor Hugo kitabı yazdıktan sonra aldığı reaksiyonu merak ederek yayıncısına bir telgraf çeker .
Telgrafta sadece ” ? ” işareti vardır.
Yayıncısından cevap gelir, tek bir ” ! ” ünlem işareti.

Okumayanınız varsa, ki buna çok üzülürüm, lütfen okuyunuz. Kitabın orijinali epey uzun ama piyasada kısaltılmışı var merak etmeyin. Benim kütüphanemde ikisi de var. Fakat itiraf edeyim uzun olan versiyonunu okumayı başaramadım. Çünkü bildiğiniz insanda kol kası yapar, o derece de ağır bir kitap.
Size bir başka kolaylık sunuyorum, bu iyiliğimi de unutmayın; radyo tiyatrosu şeklinde dinleyin. Hatta aynı isimle filmi var, lütfen açın izleyin.
Roman bir kenarda dursun gelin biz yazarın çetrefilli hayatına bakalım.

Bu başlık boşa atılmadı dostlar adamımız bildiğiniz çapkın.
Karısını çok seviyor ama sürekli aldatıyor. Üstelik karısı da bunu biliyormuş. Ama demek evimin direği, çocuklarımın babasıdır deyip sineye çekiyormuş.
Hugo tiyatro oyuncusu genç Juliette ile tanışınca ise hayatı tepetaklak olmuş. Ama ne aşk tam 50 yıl sürmüş. Victor Hugo aslında sevgilisini de aldatıyor. Hatta bir keresinde çok garip bir şey yaşanıyor ki nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Allahım ne karışık işler ama anlatmaya çalışacağım.

Efenim Metres Juliette’in kulağına bir gün bir dedikodu geliyor. Neymiş Hugo onu evli bir kadınla onu aldatıyormuş. Bunu duyar duymaz yemeden içmeden polise şikayet ediyor ve suçüstü yakalatıyor. Tabii ki Victor Hugo tanınmış biri olduğu için sıyrılıyor. Fakat beraber olduğu evli kadın hapse atılıyor. Peki kefareti ödeyip kadını hapisten kim kurtarmış dersiniz? Victor Hugo’ nun nikahlı karısı. Sırf metres Juliette’ye gıcıklık olsun diye.
Kadınlardan korkulur deyip geçiyoruz başka Hugo maceralarına…
Hugo rejime karşı gelince Paris’ten kaçmak zorunda kalmış. Yazar ve ailesine sahte pasaport ayarlayan, kaçmasını sağlayan ise sevgilisi Juliette olmuş.
Yetmemiş sürgüne gittiğinde hemen birkaç ev yakınına taşınmış. Dip dibe yaşamalarına rağmen birbirlerine yazdıkları tam 20 bin mektup olması yeterince garip gelmediyse okumaya devam edin.
Karısı ölünce Juliette resmi metres olup aileye girmiş. Fakat Hugo yine çapkınlıklar peşindeymiş. Kimi zaman bu büyük isme hiç yakışmayan, çapkınlık sınırlarını zorlayan hareketler anlayacağınız.
Victor Hugo o kadar çapkınmış ki; hesap defterlerinde ” fakirlere bağış” adı altında aslında hayat kadınlarına ayırdığı bir bütçesi bile varmış. Yok artık demeyin varmış. Hatta bir rivayete göre, cenazesinin olduğu gün, Paris’in tüm genelevleri kapılarını kapatmış. Saygı duruşu olsun diye kapılarını siyah örtüyle örtmüşler. Demek o camiada oldukça seviliyormuş.
Fakat bu renkli gibi gözükse de Victor Hugo’ nun büyük bir derdi daha var. Biricik kızı Adele !
Bu araştırmaların ortasındayken tamamen tesadüf “Adele H. nin Öyküsü” diye bir film izlemiştim. Bu garip hikayeyi size de anlatmak boynumun borcudur.

Amerikalı F. Vernor Guille bir günlük bulur. Şifrelerle yazılmış günlüğü çözdüğünde bunun Victor Hugo’nun kızına ait olduğu ortaya çıkar.
Adele, Victor Hugo’nun ruh çağırma davetinde İngiliz subayı A. Pinson ile tanışır. Viktor Hugo ve ruh çağırmak mı dediniz evet öyle de bir şeyler yaparmış. Bu konuda biraz detay vermek iyi olacak sanırım.
” Hugo, sürgün yıllarının bir kısmını geçirdiği Jersey Adası’nda ailesiyle birlikte düzenli olarak ruh çağırma seansları yapardı. Bu seanslarda, Shakespeare, Dante, hatta İsa Peygamber ve Antik Yunan tanrıları gibi figürlerin ruhlarıyla konuştuğunu iddia ederdi. Hatta “Masa Kitapları” adını verdiği bir deftere bu ruhlardan aldığı mesajları kaydederdi. Kızı Adele de bu seanslardan birinde subayına aşık olmuştu. Bu, Hugo’nun sadece edebiyata değil, mistisizme de ne kadar düşkün olduğunu gösteriyor. “
Neyseee, bu gecede Adele ve subay alt tarafı birkaç dakika konuşurlar ama gelin görün ki bizim kız aşık olur. Ama adam aynı duygular içinde değildir hatta umursamaz bile. Subay Albert yeni birliğine katılarak Kanada’ya gider doğal olarak o geceyi ve kızı unutur.
Sonra Adele İngiliz Subayı peşinden gider. Tam 16 yıl subay nereye giderse o da peşinden. Babası kızım yuvana dön, o adamdan sana hayır gelmez dese de kızı dönmez. Yıllar boyunca babasının yolladığı paralarla idare eder. Fransa’ya döndüğünde çok ise geçtir. Ya sonra ne olur? Akıl sağlığını kaybedecek duruma gelir. Hugo kızını bir hastaneye yatırır. Adele tam 40 yıl o hastanede kalır ve 1915 yılında 85 yaşında hayata veda eder.
Ek bilgi; takıntılı aşk ve sonrasında zihni yitirme hastalığına “Adele sendromu ” deniyormuş.
Victor Hugo’nun kızının bu hazin yaşam öyküsünden Hugo’nun aşkı Juliette’e dönelim.
Meğer bütün bu hengameler içinde metres hep el altında duruyormuş. Hatta bir keresinde Juliette kızmış, çekip gitmiş. Üç gün sonra Juliette geri geldiğinde Victor Hugo’ yu yıkılmış vaziyette bulmuş. Sadece üç gün…
Birlikteliklerinin 50. yıllarında, Juliette 77 yaşında ölmüş. Bu büyük yazar, uçarı adam Hugo Juliette öldükten sonra tek bir satır bile yazmamış. Zaten iki yıl sonra Victor Hugo’da ölmüş.
Yazar, bazen aylarca süren derin yazma tıkanıklıkları yaşarmış. İşte bu dönemlerde uşağını çağırır, tüm giysilerini alıp ertesi güne kadar getirmemesini söylermiş. Evde bayağı çırılçıplak yazı kürsünün önünde, o halde yazarmış. Hatta şu an o masa yazarın Paris’teki evinde. Evi bir müze ve ücretsiz gezilebiliyor. Victor Hugo bu yazı masasını da kendi tasarlamış. Hatta Hugo, sık sık Juliette veya oğullarıyla birlikte Guernsey’de sürgündeyken “eski sandık avı” dediği eskici gezmelerine çıkarmış. Rönesans dönemlerinden kalan mobilyalar satın alıyordu. Daha sonra bunları söküp hayal gücüne göre yeniden monte ettiriyordu. Çizimlerine dayanarak bir Guernsey marangoz ekibi onları farklı mobilyalara dönüştürüyordu. Böylece bir kapı masaya, sandıklar büfe veya banka, makaralar şamdanlara ve masa ayakları sünlara dönüşerek mobilyalara Gotik bir görünüm kazandırıyordu.

Bazen değişiklik olsun diye kafasından aşağı soğuk su döker ve vücudunu at kılından yapılma eldivenlerle ovalarmış.
Yazarların hayatlarını inceleyince daha garip ne duyacağım diyorum ama bu gerçekten çok garip ! (Dostoyevski ve Tolstoy’u da anlattım. Yazıların linklerini en aşağıya bırakırım.)
Büyük yazar aynı zamanda ressamdır. Yaklaşık 3500 eserinin olması ise şaşırtıcıdır. Kâğıt üzerine, küçük ölçekte çizimler yaparmış. ve sadece kahverengi veya siyah mürekkeplerle çalışan Victor Hugo; mürekkep bulamadığı zamanlarda kömür tozu, lamba isi veya kahve telvesi gibi şeylerle resim yaparmış. Hatta bazen kendi kanını bile kullanırmış.
Yaaa işte böyle dostlar. Yazımı çok hoşuma giden ropörtajdan bir kesitle bitirmek isterim.

Yıl, 1887… gazetecinin biri, yazara sorar.
-Eserleriniz ve siz bugüne kadar çok olumlu eleştiriler aldınız, çok övüldünüz. Bunlar arasında sizi en çok hangisi hoşnut etti?
Hugo şöyle cevaplandırır.
-Karlı bir kış gecesiydi. Eş dostla yiyip içmiştik. Mesafe kısa diye, evime yaya olarak dönüyordum. Fena halde sıkışmıştım. Hızlı adımlarla, malikanemin bahçe kapısına vardım. Kapı kilitliydi, var gücümle uşağıma seslendim: Igooooooor! Defalarca haykırmama karşın beni duyduğu yoktu. Altıma kaçırmak üzereydim. Çaresiz, bahçe duvarına yanaştım, görünürde kimse yoktu, fermuarımı indirdim ve su dökmeye başladım. Tam o sırada arkamda bir at arabası durdu. Hiç kıpırdamadan, sessizce işimi görüyordum. Arabacı nefret dolu bir sesle seslendi “seni haddini bilmez, buruşuk o… çocuğu! O kirlettiğin, Sefiller’ in yazarı Victor Hugo’nun duvarıdır” dedi.
İşte bu benim hayatımda duyduğum en iltifat dolu söz buydu.
Peki bu büyük yazarın neredeyse tüm dünya dillerine çevrilerek yayınlanan eserlerinden varisleri bir gelir elde ediyor mu? Bunu merak edip araştırdım. Şu bilgiye ulaştım; eserlerin telif hakları, yazarın ölümünden sonra genellikle 70 yıl sürer. Hugo 1885’te öldüğü için, eserleri 1955 yılı civarında kamu malı haline gelmiştir. Hugo’nun eserlerinin orijinal metinlerinin yayın haklarından şu anda hiçbir mirasçısı doğrudan telif geliri elde etmemektedir. Kitapları yayımlayan her yayınevi, sadece kendi yeni çevirisi, düzenlemesinin telif hakkına sahip olur.
Victor Hugo’nun soyundan gelenler, doğrudan telif geliri elde etmeseler de, büyük yazarın mirasını korumaya ve sanat yoluyla yaşatmaya devam etmektedirler. Netice de o soyadının ekmeğini yiyorlardır. Paris’te yaşayan iki torunu olduğu biliniyor.
Kendisi tanınmış bir fotoğraf sanatçısıdır. Ailesinin sanatsal mirasını farklı bir alanda sürdürmektedir. İlgilenen olabilir o yüzden web sitesinin adresini de şuraya bırakayım. https://jeanbaptistehugo.com/ Hatta tüm dünyayı özellikle bizim ülkemizi kasıp kavuran instagram çılgınlığında bu adamın hesabını takip edeyim dedim. Ne göreyim 780 takipçisi varmış. Merak ederseniz şurada
O da sanatla ilgilenen, babası gibi ressam ve aynı zamanda tasarımcı olarak bilinen bir isimdir.
Paris’teki atölyesinin yanısıra tüm dünyada sergiler yapar. onun da instagram hesabını buldum. İşte burada
.
Victor Hugo ile ilgili anlatacaklarım elbette bu kadar değil. Dilerseniz Paris’teki müze evini ziyaret ettiğimde edindiğim bilgileri içeren diğer yazıma da göz atabilriisiniz. Aşağoda linkini bıraktım.
Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf, video için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın!
Bu yazıyı hazırlarken faydalandığım kaynaklar :
Albert Einstein ile ilgili de bir yazı yazmıştım. O da az çapkın değil hani …
Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.
10 Comments
Yazı üslubunuz çok güzel ve samimi .İngilizce sunum slaytım için Victor Hogo’nun hayatında ilginç bilgiler araştırırken karşılaştım yazınızla. Teşekkür ederim verdiğiniz bilgiler için.
Çok teşekkür ederim. Umarım yazımın içinden değişik bilgiler bulmuşsunuzdur. Hazırlığınız bitince haberdar ederseniz izlemek isterim.
Merhaba, Victor Hugo’nun hayatını araştırırken siteniz karşıma çıktı. Öncelikle teşekkür ederim güzel bilgiler ve anlatım tarzınız için.. Yazınızı 2021 yılında mı yazdınız? Merak ettim ama iki tarih gözüküyor. Bilgi verirseniz sevinirim. Sevgiler.
Merhaba, öncelikle zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkrü ederim. Yazıyı 2019 da yazmışım ancak düzeltme ve eklemeler yapmış olsam gerek ki 2021 de görünmüş olabilir. Ben de neden sorduğunuzu merak ettim. Sevgiler
Anlatım diliniz muhteşem. Yazarların bilinmeyen yönlerini öğrenmek hayatı bakış açımı derinden etkilemekte. Yeni yazılarınızı umutla bekliyorum.
Saygılarımla.
beğenmenize sevindim, çok teşekkür ederim. Umarım devamı gelir.
yazarların sayende ilginç hayatların öğreniyoruz
Biz de okumasını seviyoruz, hele de senin anlatımın olunca daha da keyifli. Beğenerek takip ediyoruz. Sevgiler…
Yine bir çırpıda okutan çok keyifli bir yazı olmuş Şükran, kalemine sağlık ??
Beğenmenize çok sevindim. Değişik hayat hikayelerini paylaşmak hoşuma gidiyor.